İspanyolca B1 Kelime Listesi
Orta seviyesindeki 980 İspanyolca kelimenin en sık kullanılan 100'ü; artikelleri, Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
İspanyolca B1 seviyesi (Orta), bağımsız kullanıcı seviyesi: bir konuda fikrini söylemek, yaşadığın bir şeyi anlatmak, haberlerin ana fikrini anlamak. Kelimeler günlük hayatın dışına çıkar; iş, sağlık, çevre ve medya gibi konulara açılır.
Bu sayfada İspanyolca B1 seviyesindeki 980 kelimeden en sık kullanılan 100'ü var. Her kelimenin yanında Türkçe karşılığı ve kelimenin geçtiği bir örnek cümle duruyor. Kalan 880 kelime, aynı düzende renkli PDF setinde ve uygulamada.
İsimler artikeliyle (el, la) veriliyor. Sıfatlar ismin cinsiyetine uyduğu için artikeli kelimeyle birlikte öğrenmek işini kolaylaştırır.
Önce uygulamayı denemek istersen
Bu seviyenin 980 kelimesinin hepsi uygulamada var; kelime kartları, günlük görev ve dokuz oyunla çalışabilirsin. İspanyolca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
İspanyolca havuzunu açEn sık kullanılan 100 kelime 100 / 980 kelime
| # | İspanyolca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | a cambio de | karşılığında | Le ayudo con las matemáticas a cambio de clases de guitarra. Gitar dersleri karşılığında ona matematikte yardım ediyorum. |
| 2 | a causa de | yüzünden, sebebiyle | Cerraron el aeropuerto a causa de la niebla. Sis yüzünden havalimanını kapattılar. |
| 3 | a diario | her gün, günlük olarak | Uso la bicicleta a diario para ir a la universidad. Üniversiteye gitmek için her gün bisiklet kullanıyorum. |
| 4 | a favor de | lehine, -den yana | Estoy a favor de reducir el horario de trabajo. Çalışma saatlerinin azaltılmasından yanayım. |
| 5 | a fondo | derinlemesine, iyice | Este fin de semana vamos a limpiar la casa a fondo. Bu hafta sonu evi iyice temizleyeceğiz. |
| 6 | a la vez | aynı anda, hem ... hem | No puedo estudiar y escuchar música a la vez. Aynı anda hem ders çalışıp hem müzik dinleyemem. |
| 7 | a lo largo de | boyunca | A lo largo de su vida, vivió en cinco países. Hayatı boyunca beş ülkede yaşadı. |
| 8 | a mano | elle, el yapımı | Mi abuela hacía todos los jerséis a mano. Büyükannem bütün kazakları elle örerdi. |
| 9 | a medida que | -dikçe | A medida que pasan los años, entiendo mejor a mis padres. Yıllar geçtikçe ailemi daha iyi anlıyorum. |
| 10 | a no ser que | -medikçe, -mezse | Iremos a la playa, a no ser que llueva. Yağmur yağmazsa plaja gideceğiz. |
| 11 | a pesar de | -e rağmen | A pesar de la lluvia, salimos a correr. Yağmura rağmen koşuya çıktık. |
| 12 | a última hora | son anda, son dakikada | Cancelaron la cena a última hora y no nos avisaron. Yemeği son anda iptal ettiler ve bize haber vermediler. |
| 13 | el acuerdo | anlaşma, uzlaşma | Por fin llegaron a un acuerdo después de horas de negociación. Saatler süren müzakerenin ardından nihayet bir anlaşmaya vardılar. |
| 14 | la administración | idare, yönetim | Estudió Administración de Empresas en Salamanca. Salamanca'da işletme okudu. |
| 15 | ante | önünde, karşısında | Tuvo que hablar ante más de doscientas personas. İki yüzden fazla kişinin önünde konuşmak zorunda kaldı. |
| 16 | antes de que | -meden önce | Vámonos a casa antes de que empiece a llover. Yağmur başlamadan önce eve gidelim. |
| 17 | el apoyo | destek | Gracias por tu apoyo en estos meses tan difíciles. Bu çok zor aylarda gösterdiğin destek için teşekkürler. |
| 18 | así como | ve de, gibi | Hablaremos de la historia de la ciudad, así como de sus fiestas. Şehrin tarihinden ve de şenliklerinden bahsedeceğiz. |
| 19 | aun así | yine de, buna rağmen | Estaba muy cansado; aun así, fue a la fiesta. Çok yorgundu; yine de partiye gitti. |
| 20 | cada uno | her biri, herkes | Cada uno debe traer su propia comida a la excursión. Geziye herkes kendi yemeğini getirmeli. |
| 21 | cada vez que | her ... -diğinde | Cada vez que voy a Madrid, visito el Museo del Prado. Madrid'e her gidişimde Prado Müzesi'ni ziyaret ederim. |
| 22 | la campaña | kampanya | La campaña electoral empieza oficialmente dentro de dos semanas. Seçim kampanyası iki hafta sonra resmen başlıyor. |
| 23 | la capacidad | kapasite, yetenek | Tiene una gran capacidad para resolver problemas complicados. Karmaşık sorunları çözmede büyük bir yeteneği var. |
| 24 | el cargo | görev, makam | Ocupa un cargo importante en el Ministerio de Educación. Eğitim Bakanlığı'nda önemli bir görevde bulunuyor. |
| 25 | la causa | sebep, neden, dava | La policía todavía investiga las causas del accidente. Polis kazanın nedenlerini hâlâ araştırıyor. |
| 26 | la comunidad | topluluk, özerk bölge | La comunidad de vecinos se reúne una vez al mes. Apartman sakinleri ayda bir kez toplanır. |
| 27 | con tal de que | yeter ki, -mek şartıyla | Te presto el coche con tal de que me lo devuelvas limpio. Bana temiz geri vermen şartıyla arabayı sana ödünç veririm. |
| 28 | la construcción | inşaat, yapı | La construcción del nuevo puente durará por lo menos dos años. Yeni köprünün inşaatı en az iki yıl sürecek. |
| 29 | la crisis | kriz, bunalım | Muchas familias lo pasaron muy mal durante la crisis económica. Ekonomik kriz sırasında birçok aile çok zor günler geçirdi. |
| 30 | cuanto antes | bir an önce, en kısa sürede | Llama al médico cuanto antes si sigues con fiebre. Ateşin devam ederse bir an önce doktoru ara. |
| 31 | dado que | -diği için, göz önüne alınırsa | Dado que llueve, el partido se jugará otro día. Yağmur yağdığı için maç başka bir gün oynanacak. |
| 32 | de hecho | aslında, nitekim | No estoy cansado; de hecho, podría seguir caminando horas. Yorgun değilim; aslında saatlerce yürümeye devam edebilirim. |
| 33 | de lejos | uzaktan | De lejos parecía más joven de lo que es. Uzaktan olduğundan daha genç görünüyordu. |
| 34 | de manera que | öyle ki, -sin diye | Habla despacio, de manera que todos le entiendan. Herkes onu anlasın diye yavaş konuşuyor. |
| 35 | de modo que | bu yüzden, öyle ki | Perdí las llaves, de modo que tuve que llamar a un cerrajero. Anahtarlarımı kaybettim, bu yüzden bir çilingir çağırmak zorunda kaldım. |
| 36 | de pronto | aniden, birden | De pronto, empezó a llover con mucha fuerza. Aniden çok şiddetli yağmur yağmaya başladı. |
| 37 | debido a | nedeniyle, yüzünden | El tren llegó tarde debido a una avería. Tren bir arıza nedeniyle geç geldi. |
| 38 | del todo | tamamen, büsbütün | No estoy del todo seguro de que sea buena idea. Bunun iyi bir fikir olduğundan tamamen emin değilim. |
| 39 | el desarrollo | gelişme, kalkınma | El turismo ha contribuido al desarrollo de la región. Turizm bölgenin kalkınmasına katkıda bulundu. |
| 40 | la economía | ekonomi | La economía del país ha mejorado en los últimos meses. Ülke ekonomisi son aylarda iyileşti. |
| 41 | el ejército | ordu | El ejército ayudó a evacuar a los vecinos durante las inundaciones. Ordu, sel sırasında mahalle sakinlerinin tahliyesine yardım etti. |
| 42 | en caso de que | -mesi durumunda, eğer | En caso de que haya un incendio, no usen el ascensor. Yangın çıkması durumunda asansörü kullanmayın. |
| 43 | en contra de | aleyhinde, karşı | La mayoría votó en contra de la propuesta. Çoğunluk öneriye karşı oy verdi. |
| 44 | en cuanto | -er -mez, olur olmaz | En cuanto llegue a casa, te llamo por teléfono. Eve varır varmaz seni telefonla ararım. |
| 45 | en cuanto a | -e gelince, konusunda | En cuanto al precio, podemos hablarlo mañana. Fiyata gelince, yarın konuşabiliriz. |
| 46 | en general | genel olarak, genellikle | En general, los españoles cenan bastante tarde. Genel olarak İspanyollar oldukça geç akşam yemeği yer. |
| 47 | en lugar de | yerine | Deberías beber agua en lugar de refrescos. Gazlı içecekler yerine su içmelisin. |
| 48 | en medio de | ortasında | Nos quedamos sin gasolina en medio de la carretera. Yolun ortasında benzinimiz bitti. |
| 49 | en primer lugar | ilk olarak, öncelikle | En primer lugar, quiero dar las gracias a todos por venir. Öncelikle, geldiğiniz için hepinize teşekkür etmek istiyorum. |
| 50 | en principio | prensip olarak, normalde, şimdilik | En principio, la reunión será el lunes a las diez. Normalde toplantı pazartesi saat onda olacak. |
| # | İspanyolca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | en realidad | aslında, gerçekte | Parece serio, pero en realidad es muy divertido. Ciddi görünüyor ama aslında çok eğlenceli biri. |
| 52 | el estado | devlet, durum, eyalet | El estado de la carretera era peor de lo que pensábamos. Yolun durumu düşündüğümüzden daha kötüydü. |
| 53 | estar a punto de | -mek üzere olmak | Estaba a punto de salir cuando sonó el teléfono. Telefon çaldığında çıkmak üzereydim. |
| 54 | evitar | kaçınmak, önlemek | Intento evitar el azúcar porque no es bueno para mí. Benim için iyi olmadığı için şekerden kaçınmaya çalışıyorum. |
| 55 | frente a | karşısında, -e karşı | Hay una parada de autobús frente a mi casa. Evimin karşısında bir otobüs durağı var. |
| 56 | hacer caso | dikkate almak, söz dinlemek | Nunca me haces caso cuando te doy un consejo. Sana tavsiye verdiğimde beni hiç dinlemiyorsun. |
| 57 | el hecho | olgu, gerçek, olay | El hecho de que no haya llamado me preocupa. Aramamış olması beni endişelendiriyor. |
| 58 | la justicia | adalet, yargı | Las familias de las víctimas siguen pidiendo justicia. Kurbanların aileleri adalet istemeye devam ediyor. |
| 59 | justo | adil, haklı | No es justo que él cobre más por el mismo trabajo. Aynı iş için onun daha fazla kazanması adil değil. |
| 60 | leal | sadık, vefalı | Siempre ha sido un amigo leal en los momentos difíciles. Zor zamanlarda hep sadık bir dost oldu. |
| 61 | leve | hafif | Solo tiene una herida leve en el brazo. Kolunda sadece hafif bir yara var. |
| 62 | la libertad | özgürlük | La libertad de prensa es fundamental en una democracia. Basın özgürlüğü bir demokraside temel bir unsurdur. |
| 63 | lo cual | ki bu, bu da | Llegó tarde otra vez, lo cual enfadó mucho al jefe. Yine geç geldi, bu da patronu çok kızdırdı. |
| 64 | mantener | korumak, sürdürmek | Es importante mantener el contacto con los viejos amigos. Eski arkadaşlarla bağlantıyı sürdürmek önemlidir. |
| 65 | más allá de | ötesinde, -in ötesine | Nunca he viajado más allá de las fronteras de mi país. Hiçbir zaman ülkemin sınırlarının ötesine seyahat etmedim. |
| 66 | mediante | aracılığıyla, vasıtasıyla | Puede pagar mediante tarjeta o transferencia bancaria. Kart ya da banka havalesi aracılığıyla ödeyebilirsiniz. |
| 67 | mientras que | oysa, -iken | Yo prefiero el mar, mientras que mi marido prefiere la montaña. Ben denizi tercih ediyorum, oysa kocam dağı tercih ediyor. |
| 68 | el ministerio | bakanlık | El ministerio aún no ha respondido a nuestra solicitud. Bakanlık başvurumuza henüz yanıt vermedi. |
| 69 | el ministro / la ministra | bakan | La ministra de Sanidad dará una rueda de prensa esta tarde. Sağlık Bakanı bu öğleden sonra bir basın toplantısı düzenleyecek. |
| 70 | ni hablar | asla, söz konusu bile olamaz | ¿Prestarle mi coche nuevo? ¡Ni hablar! Ona yeni arabamı ödünç vermek mi? Asla! |
| 71 | el objetivo | hedef, amaç | ¿Cuál es el objetivo principal de esta campaña? Bu kampanyanın asıl amacı nedir? |
| 72 | la obra | eser, inşaat, oyun | Con tantas obras en la calle, no se puede dormir. Sokakta bu kadar inşaat varken uyunamıyor. |
| 73 | la oportunidad | fırsat | No dejes pasar esta oportunidad de trabajar en el extranjero. Yurt dışında çalışma fırsatını kaçırma. |
| 74 | para que | -sin diye, -mesi için | Te dejo las llaves para que puedas entrar. İçeri girebilesin diye anahtarları sana bırakıyorum. |
| 75 | la pena | üzüntü, acı, ceza | Es una pena que no puedas venir a la cena. Yemeğe gelememen ne yazık. |
| 76 | la población | nüfus, halk, yerleşim yeri | La población de la ciudad se ha duplicado en treinta años. Şehrin nüfusu otuz yılda iki katına çıktı. |
| 77 | poco a poco | yavaş yavaş, azar azar | Poco a poco me estoy acostumbrando a vivir sola. Yavaş yavaş yalnız yaşamaya alışıyorum. |
| 78 | la política | siyaset, politika | A mi abuelo le encanta discutir de política durante la cena. Dedem akşam yemeğinde siyaset tartışmaya bayılır. |
| 79 | por ahora | şimdilik | Por ahora no necesitamos más ayuda, gracias. Şimdilik daha fazla yardıma ihtiyacımız yok, teşekkürler. |
| 80 | por lo general | genellikle, genel olarak | Por lo general, desayuno un café con tostadas. Genellikle kahvaltıda kahve ve kızarmış ekmek yerim. |
| 81 | por lo tanto | bu yüzden, dolayısıyla | No ha estudiado nada; por lo tanto, no aprobará. Hiç çalışmadı; dolayısıyla geçemeyecek. |
| 82 | por otro lado | öte yandan, diğer taraftan | La ciudad es cara; por otro lado, hay muchas oportunidades. Şehir pahalı; öte yandan pek çok fırsat var. |
| 83 | por todas partes | her yerde, her yerden | Había turistas por todas partes en el centro. Merkezde her yerde turist vardı. |
| 84 | por un lado | bir yandan | Por un lado quiero viajar, pero por otro necesito ahorrar. Bir yandan seyahat etmek istiyorum ama öte yandan para biriktirmem gerekiyor. |
| 85 | principal | ana, başlıca | La calle principal del pueblo está cerrada por obras. Köyün ana caddesi yol çalışması nedeniyle kapalı. |
| 86 | el proceso | süreç, işlem | El proceso de selección puede durar varias semanas. Seçme süreci birkaç hafta sürebilir. |
| 87 | puesto que | -diği için, çünkü | Puesto que no hay más preguntas, terminamos la reunión. Başka soru olmadığı için toplantıyı bitiriyoruz. |
| 88 | la red | ağ, şebeke, file | Pasa demasiadas horas al día en las redes sociales. Günün çok fazla saatini sosyal medyada geçiriyor. |
| 89 | respecto a | ile ilgili olarak, hakkında | No tengo ninguna duda respecto a tu propuesta. Önerinle ilgili hiçbir şüphem yok. |
| 90 | la sede | merkez, genel merkez | La sede de la empresa se trasladará a Madrid el año próximo. Şirketin merkezi gelecek yıl Madrid'e taşınacak. |
| 91 | sí mismo | kendisi, kendi kendine | Mi hermano solo piensa en sí mismo. Kardeşim sadece kendini düşünüyor. |
| 92 | siempre que | -mek şartıyla, her ne zaman | Puedes usar mi ordenador siempre que lo cuides. Ona iyi bakman şartıyla bilgisayarımı kullanabilirsin. |
| 93 | simplemente | sadece, basitçe | No es que no quiera ir; simplemente estoy cansado. Gitmek istemediğimden değil; sadece yorgunum. |
| 94 | sin duda | şüphesiz, kuşkusuz | Sin duda, es la mejor paella que he probado. Şüphesiz, bu tattığım en iyi paella. |
| 95 | sin que | -meden, -maksızın | Salió de casa sin que nadie se diera cuenta. Kimse fark etmeden evden çıktı. |
| 96 | la sociedad | toplum, şirket | Las redes sociales han cambiado nuestra sociedad por completo. Sosyal medya toplumumuzu tamamen değiştirdi. |
| 97 | tan pronto como | -er -mez | Tan pronto como tenga noticias, te escribiré. Haber alır almaz sana yazacağım. |
| 98 | tener en cuenta | dikkate almak, göz önünde bulundurmak | Hay que tener en cuenta que en agosto muchas tiendas cierran. Ağustosta birçok mağazanın kapandığını göz önünde bulundurmak gerekir. |
| 99 | tener lugar | gerçekleşmek, yapılmak | La ceremonia tendrá lugar en el ayuntamiento a las doce. Tören saat on ikide belediye binasında gerçekleşecek. |
| 100 | unir | birleştirmek, bağlamak | Un puente nuevo une las dos orillas del río. Yeni bir köprü nehrin iki kıyısını birbirine bağlıyor. |
B1'den sonra ne var?
Sınava mı hazırlanıyorsun? DELE B1 kelimeleri sayfası sınavın konularına göre gruplanmış 100 kelime.
Bu listeyi bitirdiğinde sıradaki seviye İspanyolca B2. Diğer seviyeler: İspanyolca A1, İspanyolca A2, İspanyolca B2. Hepsini tek sayfada görmek için İspanyolca kelimeler sayfasına bak.
Bu kelimeleri oyunlarla ve kelime kartlarıyla çalışmak istersen İspanyolca kelime oyunları sayfasına bak.
Okuma pratiği: Bu seviyenin kelimelerini bir hikâyenin içinde görmek için B1 hikâyesi: Una pregunta inesperada sayfasını oku; her cümle renkli Türkçe çevirisiyle. Diğer hikâyeler İspanyolca Hikâyeler sayfasında.
İspanyolca B1 kelimeleriyle çalışmaya başla
Kelime kartları, aralıklı tekrar ve dokuz oyun bu kelimelerle çalışıyor. İspanyolca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Uygulamada çalış