İspanyolca A2 Kelime Listesi
Temel seviyesindeki 930 İspanyolca kelimenin en sık kullanılan 100'ü; artikelleri, Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
İspanyolca A2 seviyesi (Temel), A1'in üstüne kurulan günlük hayat kelimeleri: alışveriş, yol tarifi, randevu, iş ve okul, geçmişte olanları kısaca anlatmak. Kısa ve basit konuşmalarda kendini ifade etmeye yeten kelimeler bunlar.
Bu sayfada İspanyolca A2 seviyesindeki 930 kelimeden en sık kullanılan 100'ü var. Her kelimenin yanında Türkçe karşılığı ve kelimenin geçtiği bir örnek cümle duruyor. Kalan 830 kelime, aynı düzende renkli PDF setinde ve uygulamada.
İsimler artikeliyle (el, la) veriliyor. Sıfatlar ismin cinsiyetine uyduğu için artikeli kelimeyle birlikte öğrenmek işini kolaylaştırır.
Önce uygulamayı denemek istersen
Bu seviyenin 930 kelimesinin hepsi uygulamada var; kelime kartları, günlük görev ve dokuz oyunla çalışabilirsin. İspanyolca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
İspanyolca havuzunu açEn sık kullanılan 100 kelime 100 / 930 kelime
| # | İspanyolca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | a lo mejor | belki, olabilir ki | A lo mejor voy a verte este verano. Belki bu yaz seni görmeye gelirim. |
| 2 | a partir de | -den itibaren | A partir de mañana voy a correr cada día. Yarından itibaren her gün koşacağım. |
| 3 | a tiempo | zamanında | Llegamos a tiempo para ver la película. Filmi izlemek için zamanında vardık. |
| 4 | a través de | aracılığıyla, içinden | Nos conocimos a través de un amigo común. Ortak bir arkadaş aracılığıyla tanıştık. |
| 5 | actual | şimdiki, güncel | Mi trabajo actual es más interesante que el anterior. Şimdiki işim öncekinden daha ilginç. |
| 6 | además | ayrıca, üstelik | El piso es bonito y además es barato. Daire güzel, üstelik ucuz da. |
| 7 | además de | -in yanı sıra | Además de inglés, habla alemán y chino. İngilizcenin yanı sıra Almanca ve Çince konuşuyor. |
| 8 | ahí | orada, şurada | Deja la maleta ahí, al lado de la puerta. Bavulu oraya, kapının yanına bırak. |
| 9 | ahora mismo | hemen şimdi, şu anda | Ahora mismo no puedo hablar, estoy conduciendo. Şu anda konuşamam, araba kullanıyorum. |
| 10 | al final | sonunda, en sonunda | Al final no fuimos a la fiesta. Sonunda partiye gitmedik. |
| 11 | alguna vez | hiç (soruda), bir kez | ¿Has estado alguna vez en México? Hiç Meksika'da bulundun mu? |
| 12 | ambos | her ikisi | Tengo dos hermanos y ambos viven en Londres. İki kardeşim var ve ikisi de Londra'da yaşıyor. |
| 13 | el artículo | makale, eşya, tanımlık | Leí un artículo interesante sobre la comida sana. Sağlıklı beslenme hakkında ilginç bir makale okudum. |
| 14 | así que | bu yüzden, o hâlde | Estaba cansada, así que me fui a dormir. Yorgundum, bu yüzden yatmaya gittim. |
| 15 | aún | hâlâ, henüz | Aún vivo con mis padres en Sevilla. Hâlâ Sevilla'da ailemle yaşıyorum. |
| 16 | aunque | -e rağmen, gerçi | Aunque llueve, vamos a salir a pasear. Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıkacağız. |
| 17 | cada vez más | gittikçe daha | Cada vez más gente trabaja desde casa. Gittikçe daha fazla insan evden çalışıyor. |
| 18 | el cambio | bozuk para, para üstü, değişim | Perdone, no tengo cambio de cincuenta euros. Affedersiniz, elli avroyu bozacak param yok. |
| 19 | casi nunca | hemen hemen hiç | Casi nunca veo la televisión por la noche. Akşamları neredeyse hiç televizyon izlemem. |
| 20 | cierto | doğru, gerçek | ¿Es cierto que te vas a vivir a Chile? Şili'ye taşınacağın doğru mu? |
| 21 | como | -dığı için, madem | Como hacía frío, nos quedamos en casa. Hava soğuk olduğu için evde kaldık. |
| 22 | contra | -e karşı | Mañana el Real Madrid juega contra el Barça. Yarın Real Madrid Barça'ya karşı oynuyor. |
| 23 | dar igual | fark etmemek, umurunda olmamak | Me da igual ir al cine o al teatro. Sinemaya ya da tiyatroya gitmek benim için fark etmez. |
| 24 | de momento | şimdilik | De momento vivo en casa de un amigo. Şimdilik bir arkadaşımın evinde kalıyorum. |
| 25 | de nuevo | yeniden, tekrar | Mañana lo intentamos de nuevo. Yarın yeniden deneriz. |
| 26 | de quién | kimin | ¿De quién es esta mochila azul? Bu mavi sırt çantası kimin? |
| 27 | de verdad | gerçekten, sahiden | ¿De verdad vas a dejar tu trabajo? Gerçekten işini bırakacak mısın? |
| 28 | de vez en cuando | ara sıra, arada bir | De vez en cuando comemos en un restaurante japonés. Arada bir Japon restoranında yemek yeriz. |
| 29 | demás | diğerleri, geri kalanlar | Tú te quedas aquí y los demás vienen conmigo. Sen burada kal, diğerleri benimle geliyor. |
| 30 | dentro de poco | yakında, birazdan | Dentro de poco empiezan las rebajas de verano. Yakında yaz indirimleri başlıyor. |
| 31 | desde luego | kesinlikle, elbette | Desde luego, este es el mejor café de Madrid. Kesinlikle, bu Madrid'in en iyi kahvesi. |
| 32 | desde que | -den beri | Desde que vivo en Madrid, hablo mejor español. Madrid'de yaşadığımdan beri daha iyi İspanyolca konuşuyorum. |
| 33 | durante | boyunca, sırasında | Durante el verano trabajo en un hotel. Yaz boyunca bir otelde çalışıyorum. |
| 34 | la educación | eğitim, terbiye | La educación pública es gratuita en muchos países. Devlet eğitimi birçok ülkede ücretsizdir. |
| 35 | en cambio | buna karşılık, oysa | Mi hermano es alto; yo, en cambio, soy bajo. Kardeşim uzun boylu, bense kısayım. |
| 36 | en punto | tam (saat) | La reunión empieza a las diez en punto. Toplantı saat tam onda başlıyor. |
| 37 | en vez de | yerine | ¿Por qué no tomas té en vez de café? Neden kahve yerine çay içmiyorsun? |
| 38 | el equipo | takım, ekip, ekipman | Mi equipo ganó el partido tres a uno. Takımım maçı üç bir kazandı. |
| 39 | es decir | yani, başka bir deyişle | Nos vemos en Nochevieja, es decir, el 31 de diciembre. Yılbaşı gecesi, yani 31 Aralık'ta görüşürüz. |
| 40 | especial | özel | Hoy es un día muy especial para nosotros. Bugün bizim için çok özel bir gün. |
| 41 | estar de acuerdo | aynı fikirde olmak, katılmak | No estoy de acuerdo con tu opinión. Senin görüşüne katılmıyorum. |
| 42 | la experiencia | tecrübe, deneyim | Tiene mucha experiencia con niños. Onun çocuklarla ilgili çok tecrübesi var. |
| 43 | fuerte | güçlü, kuvvetli, sert | Hoy hace un viento muy fuerte. Bugün çok sert bir rüzgâr var. |
| 44 | gracias a | sayesinde | Aprobé el examen gracias a tu ayuda. Senin yardımın sayesinde sınavı geçtim. |
| 45 | el grupo | grup, müzik grubu | Toca la guitarra en un grupo de rock. Bir rock grubunda gitar çalıyor. |
| 46 | hace poco | kısa süre önce | Hace poco me cambié de casa. Kısa süre önce ev değiştirdim. |
| 47 | hacer falta | gerekmek, lazım olmak | No hace falta llevar paraguas hoy. Bugün şemsiye götürmeye gerek yok. |
| 48 | hacia | -e doğru | Caminamos hacia el centro de la ciudad. Şehir merkezine doğru yürüdük. |
| 49 | hasta que | -e kadar, -ene dek | Esperé en la estación hasta que llegó el tren. Tren gelene kadar istasyonda bekledim. |
| 50 | hoy en día | günümüzde | Hoy en día casi todo el mundo tiene móvil. Günümüzde neredeyse herkesin cep telefonu var. |
| # | İspanyolca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | el juego | oyun | A mis hijos les gustan los juegos de mesa. Çocuklarım masa oyunlarını seviyor. |
| 52 | junto | birlikte, bir arada | Siempre comemos juntos los domingos. Pazar günleri hep birlikte yemek yeriz. |
| 53 | junto a | yanında, bitişiğinde | El hotel está junto a la playa. Otel sahilin hemen yanında. |
| 54 | la línea | hat, çizgi | Coge la línea tres del metro hasta Sol. Metronun üç numaralı hattıyla Sol'e kadar git. |
| 55 | lo que | -dığı şey | No entiendo lo que dices. Ne dediğini anlamıyorum. |
| 56 | más o menos | aşağı yukarı, az çok | El viaje dura más o menos tres horas. Yolculuk aşağı yukarı üç saat sürüyor. |
| 57 | menos mal | iyi ki, neyse ki | ¡Menos mal que llevaba paraguas! İyi ki yanımda şemsiye vardı! |
| 58 | el miedo | korku | Mi hermana tiene miedo a los perros grandes. Kız kardeşim büyük köpeklerden korkuyor. |
| 59 | mientras | -iken, sırasında | Siempre escucho música mientras preparo la cena. Akşam yemeğini hazırlarken hep müzik dinlerim. |
| 60 | mientras tanto | bu arada, o sırada | Yo preparo la cena y, mientras tanto, tú pones la mesa. Ben akşam yemeğini hazırlıyorum, sen de bu arada sofrayı kuruyorsun. |
| 61 | la muerte | ölüm | La muerte de su abuelo le afectó mucho. Dedesinin ölümü onu çok etkiledi. |
| 62 | ni | ne ... ne de, bile | No tengo tiempo ni dinero para viajar. Seyahat etmek için ne zamanım ne de param var. |
| 63 | el nivel | seviye, düzey | Ahora tengo un nivel intermedio de español. İspanyolcam şu an orta seviyede. |
| 64 | nuestro | bizimki, bizim | Vuestra casa es más grande que la nuestra. Sizin eviniz bizimkinden daha büyük. |
| 65 | nunca más | bir daha asla | No voy a llegar tarde nunca más. Bir daha asla geç kalmayacağım. |
| 66 | o sea | yani | Vuelvo el lunes, o sea, dentro de tres días. Pazartesi dönüyorum, yani üç gün sonra. |
| 67 | para qué | ne için, niçin | ¿Para qué necesitas tanto dinero? Bu kadar paraya ne için ihtiyacın var? |
| 68 | el partido | maç, parti (siyasi) | El domingo fuimos a ver un partido de fútbol. Pazar günü bir futbol maçı izlemeye gittik. |
| 69 | pasado | geçen, geçmiş | El verano pasado estuvimos en Grecia. Geçen yaz Yunanistan'daydık. |
| 70 | por dónde | nereden, ne taraftan | ¿Por dónde se va al museo del Prado? Prado Müzesi'ne nereden gidilir? |
| 71 | por eso | bu yüzden | Estaba muy cansado, por eso me acosté pronto. Çok yorgundum, bu yüzden erken yattım. |
| 72 | por fin | nihayet, sonunda | ¡Por fin llegan las vacaciones de verano! Nihayet yaz tatili geliyor! |
| 73 | por lo menos | en azından, en az | Bebe por lo menos dos litros de agua al día. Günde en az iki litre su iç. |
| 74 | por suerte | neyse ki, şans eseri | Por suerte, nadie resultó herido en el accidente. Neyse ki kazada kimse yaralanmadı. |
| 75 | por último | son olarak | Por último, añade el queso y sirve. Son olarak peyniri ekle ve servis yap. |
| 76 | posible | mümkün, olası | ¿Es posible cambiar la fecha del vuelo? Uçuşun tarihini değiştirmek mümkün mü? |
| 77 | el presidente / la presidenta | cumhurbaşkanı, başkan | El presidente dio un discurso por televisión. Cumhurbaşkanı televizyonda bir konuşma yaptı. |
| 78 | el programa | program | Mi programa favorito empieza a las nueve. En sevdiğim program saat dokuzda başlıyor. |
| 79 | propio | kendi, öz | Algún día quiero tener mi propio negocio. Bir gün kendi işimi kurmak istiyorum. |
| 80 | el proyecto | proje | Estamos trabajando en un proyecto muy importante. Çok önemli bir proje üzerinde çalışıyoruz. |
| 81 | público | kamuya ait, halka açık | Voy al trabajo en transporte público. İşe toplu taşımayla gidiyorum. |
| 82 | el puesto | pozisyon, kadro, tezgâh | Busca un puesto de recepcionista en un hotel. Bir otelde resepsiyonistlik pozisyonu arıyor. |
| 83 | qué va | ne gezer, hiç de değil | ¿Estás cansado? ¡Qué va, estoy perfectamente! Yorgun musun? Ne gezer, gayet iyiyim! |
| 84 | realmente | gerçekten | La película es realmente buena. Film gerçekten iyi. |
| 85 | la relación | ilişki | Tengo muy buena relación con mis compañeros. Arkadaşlarımla çok iyi bir ilişkim var. |
| 86 | siguiente | sonraki, ertesi | Al día siguiente fuimos a la playa. Ertesi gün plaja gittik. |
| 87 | sin embargo | bununla birlikte, yine de | Es un coche caro; sin embargo, se vende mucho. Pahalı bir araba, yine de çok satılıyor. |
| 88 | sino | bilakis, (değil) ... -dir | No es mi hermano, sino mi primo. O benim kardeşim değil, kuzenim. |
| 89 | el sobre | zarf | Mete la carta en el sobre y escribe la dirección. Mektubu zarfa koy ve adresi yaz. |
| 90 | sobre todo | özellikle, her şeyden önce | Me gusta la fruta, sobre todo las fresas. Meyveyi severim, özellikle çilekleri. |
| 91 | tal vez | belki | Tal vez te llamo mañana por la tarde. Belki yarın öğleden sonra seni ararım. |
| 92 | tan | o kadar, öyle | Mi hermano no es tan alto como yo. Kardeşim benim kadar uzun boylu değil. |
| 93 | tanto | o kadar çok | No trabajes tanto, necesitas descansar. Bu kadar çok çalışma, dinlenmen gerekiyor. |
| 94 | el tema | konu, tema | El tema de la conferencia era muy interesante. Konferansın konusu çok ilginçti. |
| 95 | tener razón | haklı olmak | Tienes razón, es mejor salir temprano. Haklısın, erken çıkmak daha iyi. |
| 96 | la tierra | toprak, dünya, kara | La tierra está muy seca porque no llueve. Yağmur yağmadığı için toprak çok kuru. |
| 97 | único | tek, eşsiz | Soy hija única, no tengo hermanos. Tek çocuğum, kardeşim yok. |
| 98 | la vista | manzara, görüş, görme | La habitación tenía unas vistas preciosas al mar. Odanın harika bir deniz manzarası vardı. |
| 99 | ya no | artık ... değil | Ya no vivo en Madrid, ahora vivo en Sevilla. Artık Madrid'de yaşamıyorum, şimdi Sevilla'da yaşıyorum. |
| 100 | ya que | -dığı için, madem | Ya que estás aquí, ayúdame con esto. Madem buradasın, bana bunda yardım et. |
A2'den sonra ne var?
Bu listeyi bitirdiğinde sıradaki seviye İspanyolca B1. Diğer seviyeler: İspanyolca A1, İspanyolca B1, İspanyolca B2. Hepsini tek sayfada görmek için İspanyolca kelimeler sayfasına bak.
Bu kelimeleri oyunlarla ve kelime kartlarıyla çalışmak istersen İspanyolca kelime oyunları sayfasına bak.
Okuma pratiği: Bu seviyenin kelimelerini bir hikâyenin içinde görmek için A2 hikâyesi: Una maleta parecida sayfasını oku; her cümle renkli Türkçe çevirisiyle. Diğer hikâyeler İspanyolca Hikâyeler sayfasında.
İspanyolca A2 kelimeleriyle çalışmaya başla
Kelime kartları, aralıklı tekrar ve dokuz oyun bu kelimelerle çalışıyor. İspanyolca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Uygulamada çalış