B1 Seviyesinde En Sık Kullanılan 100 İngilizce Kelime
B1, “İngilizce biliyorum” diyebildiğin ilk seviye. Soyut konulardan konuşmaya başladığın bu seviyenin 100 kelimesi.
B1, çoğu insanın “İngilizce biliyorum” diyebildiği ilk seviyedir. Tanıdık konularda hazırlıksız konuşabilir, fikrini gerekçelendirebilir, bir sorunu telefonla çözebilirsin. İş görüşmelerinde ve üniversite başvurularında en sık istenen alt sınır da burasıdır.
B1'de kelimeler somuttan soyuta kayar. Eşyaların yanında artık fikirleri, sebepleri ve sonuçları da adlandırırsın. Aşağıdaki 100 kelimeyi, veritabanındaki 786 B1 kelimesi arasından bu geçişte en çok lazım olanlara göre seçtik.
1. Fikirleri adlandıran 35 isim
consequence (sonuç), attitude (tutum), belief (inanç), doubt (kuşku)… Bu isimler olmadan bir tartışmaya katılamazsın. B1'de olayları anlatmakla kalmaz, onlar hakkında konuşmaya başlarsın.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | achievement | başarı, başarma | Winning the award was a great achievement for her. Ödülü kazanmak onun için büyük bir başarıydı. |
| 2 | agreement | anlaşma | They signed an agreement to collaborate on the project. Proje üzerinde iş birliği yapmak için bir anlaşma imzaladılar. |
| 3 | aim | amaç, hedef | His aim is to become a successful entrepreneur. Onun amacı başarılı bir girişimci olmaktır. |
| 4 | analysis | analiz | The analysis of the results took longer than expected. Sonuçların analizi beklenenden daha uzun sürdü. |
| 5 | appointment | randevu, atama | I have an appointment with the doctor at 3 PM. Saat 3'te doktorumla bir randevum var. |
| 6 | attitude | tavır, tutum | His positive attitude helped the team to succeed. Onun olumlu tutumu, takımın başarılı olmasına yardımcı oldu. |
| 7 | authority | yetki, otorite | She has the authority to make important decisions in the company. Şirketin önemli kararlarını verme yetkisine sahip. |
| 8 | balance | denge, bakiye | It is important to maintain a balance between work and personal life. İş ve özel hayat arasında denge kurmak önemlidir. |
| 9 | belief | inanç, inanma, iman | His belief in the importance of education helped him succeed. Eğitimin önemine olan inancı, onun başarılı olmasına yardımcı oldu. |
| 10 | challenge | meydan okuma | Climbing the mountain was a difficult challenge. Dağa tırmanmak zor bir meydan okumaydı. |
| 11 | client | müvekkil, müşteri | She met with a client to discuss the terms of the agreement. Sözleşmenin şartlarını görüşmek için bir müşteri ile buluştu. |
| 12 | communication | iletişim, haberleşme | Effective communication is essential for good teamwork. Etkili iletişim, iyi bir takım çalışması için çok önemlidir. |
| 13 | comparison | kıyas, karşılaştırma | In comparison to last year, sales have increased. Geçen yıla kıyasla satışlar arttı. |
| 14 | conclusion | sonuç, karar | In conclusion, we can say that the project was a success. Sonuç olarak, projenin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. |
| 15 | consequence | sonuç, netice, önem | If you skip your homework, the consequence will be detention. Ödevini yapmazsan, sonuç ceza olarak okulda kalman olacak. |
| 16 | damage | zarar, hasar | The storm caused serious damage to the house. Fırtına, eve ciddi zarar verdi. |
| 17 | decade | on yıl | He has been living abroad for over a decade. On yılı aşkın bir süredir yurt dışında yaşıyor. |
| 18 | definition | tanım, tarif, açıklama | The dictionary provides the definition of every word. Sözlük, her kelimenin tanımını sağlar. |
| 19 | difficulty | zorluk, güçlük | He had some difficulty understanding the instructions. Talimatları anlamakta biraz zorluk çekti. |
| 20 | doubt | şüphe, kuşku | I have no doubt that she will succeed in her new job. Yeni işinde başarılı olacağından hiç şüphem yok. |
| 21 | duty | görev, vazife, vergi | It's a doctor's duty to help people in need. Doktorun görevi, ihtiyacı olan insanlara yardım etmektir. |
| 22 | economy | ekonomi, iktisat, tasarruf | Alex lost his job during the bad economy, so it was a tough time for him. Alex kötü ekonomi döneminde işini kaybetti, bu yüzden onun için zor bir dönemdi. |
| 23 | effort | çaba, gayret, emek, efor | He put a lot of effort into his homework, and he completed it on time. Ödevine çok emek verdi ve onu zamanında tamamladı. |
| 24 | element | element, unsur, öğe, bileşen | The scientist discovered a new element, which will revolutionize chemistry. Bilim insanı yeni bir element keşfetti; bu, kimyada devrim yaratacak. |
| 25 | emotion | duygu, his, heyecan | He controlled his emotion and stayed calm. Duygusunu kontrol etti ve sakin kaldı. |
| 26 | employment | iş, istihdam, meslek, çalışma | Employment opportunities are rising in this area. Bu alanda istihdam fırsatları artıyor. |
| 27 | generation | nesil, kuşak, üretim | Each generation faces different challenges in technology, work and social life. Her nesil teknoloji, iş ve sosyal yaşam alanlarında farklı zorluklarla karşılaşır. |
| 28 | growth | büyüme, gelişme, artış | The plant's growth is slow in winter due to the lack of sunlight. Bitkinin kışın büyümesi, güneş ışığının eksikliğinden dolayı yavaştır. |
| 29 | happiness | mutluluk, neşe, sevinç | They are always in search of happiness. Her zaman mutluluğun peşindedirler. |
| 30 | identity | kimlik, benlik, şahsiyet | She revealed her true identity after keeping it hidden for so long. Uzun bir süre sakladıktan sonra gerçek kimliğini açıkladı. |
| 31 | importance | önem, ehemmiyet, kıymet | He knows the importance of good visuals as they can impact the results. O, iyi görsellerin önemini bilir çünkü bunlar sonuçları etkileyebilir. |
| 32 | improvement | iyileşme, ilerleme | She made a lot of improvement in her studies. Çalışmalarında çok ilerleme kaydetti. |
| 33 | influence | etki, nüfuz | The influence of social media is growing every day. Sosyal medyanın etkisi her geçen gün artıyor. |
| 34 | intelligence | zeka, akıl, istihbarat | The test is designed to accurately measure your level of intelligence. Test, doğru bir şekilde zekâ seviyenizi ölçmek için tasarlanmıştır. |
| 35 | issue | konu, sorun | The main issue discussed in the meeting was the budget. Toplantıda tartışılan ana konu bütçeydi. |
2. 30 fiil: sebep, ikna, sonuç
Bu fiilleri üç gruba ayırabilirsin. convince, persuade, encourage karşı tarafı etkilemeye; determine, indicate, prove bir sonuca varmaya; admit, apologize, remind ilişki yönetmeye yarar.
Bu grupta üç fiile ayrıca dikkat et. remain (kalmaya devam etmek) stay ile karıştırılır. require (gerektirmek) need'in resmî hâli sanılır ama öznesi farklıdır. occur (meydana gelmek) ise happen'ın yazı dilindeki karşılığıdır.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 36 | admit | kabul etmek | She admitted that she had made a mistake. Bir hata yaptığını kabul etti. |
| 37 | advise | tavsiye vermek | The doctor advised him to get more exercise. Doktor ona daha fazla egzersiz yapmasını tavsiye etti. |
| 38 | afford | maddi gücü yetmek | I can't afford to buy a new car right now. Şu anda yeni bir araba almaya gücüm yetmez. |
| 39 | announce | duyurmak, anons etmek | They will announce the winner of the competition tomorrow. Yarışmanın kazananını yarın duyuracaklar. |
| 40 | apologize | özür dilemek | I would like to apologize for being late to the meeting. Toplantıya geç kaldığım için özür dilemek isterim. |
| 41 | appreciate | takdir etmek | I appreciate your effort in helping me with the presentation. Sunumda bana yardımcı olma çabanı takdir ediyorum. |
| 42 | attach | eklemek, iliştirmek | Please attach the document to your email before sending it. Lütfen belgeyi göndermeden önce e-postanıza ekleyin. |
| 43 | attract | cezbetmek, ilgi çekmek | The colorful flowers attract many bees. Renkli çiçekler, birçok arıyı cezbediyor. |
| 44 | concentrate | yoğunlaşmak, konsantre olmak | Please concentrate on your work and avoid distractions. Lütfen işine odaklan ve dikkatini dağıtacak şeylerden kaçın. |
| 45 | confirm | doğrulamak, onaylamak | Can you confirm your attendance at the meeting tomorrow? Yarındaki toplantıya katılımınızı onaylayabilir misiniz? |
| 46 | consist | -den meydana gelmek, oluşmak | The dish consists of rice, vegetables, and chicken. Yemek, pirinç, sebzeler ve tavuktan meydana geliyor. |
| 47 | convince | ikna etmek, inandırmak | She tried to convince her parents to let her study abroad. Yurt dışında eğitim almasına izin vermesi için ailesini ikna etmeye çalıştı. |
| 48 | define | tanımlamak, belirlemek | Can you define what you mean by "success"? "Başarı" ile ne demek istediğini tanımlayabilir misin? |
| 49 | deliver | teslim etmek, iletmek, dağıtmak | The package was delivered to my house this morning. Paket bu sabah evime teslim edildi. |
| 50 | determine | kararlaştırmak, belirlemek | We need to determine the cause of the problem. Sorunun nedenini belirlememiz gerekiyor. |
| 51 | encourage | teşvik etmek, cesaretlendirmek, desteklemek | The teacher encourages the shy students to speak. Öğretmen utangaç öğrencileri konuşmaya teşvik eder. |
| 52 | escape | kaçmak, kaçış | The prisoners escaped from the jail by climbing over the wall. Mahkûmlar, duvarı tırmanıp aşarak hapishaneden kaçtı. |
| 53 | examine | incelemek, muayene etmek, sorgulamak, denetlemek | She needs to examine the results carefully for our upcoming meeting. Gelecek toplantımız için sonuçları dikkatle incelemesi gerekiyor. |
| 54 | explore | keşfetmek, araştırmak, incelemek | The researchers are exploring new ways to treat the disease. Araştırmacılar, hastalığı tedavi etmenin yeni yollarını keşfediyor. |
| 55 | gather | toplamak,toplanmak | She gathers flowers every morning from the garden. Her sabah bahçeden çiçek toplar. |
| 56 | ignore | görmezden gelmek, dikkate almamak, yok saymak | They decided to ignore the warning, thinking it wasn't serious. Uyarıyı, ciddi olmadığını düşünerek görmezden gelmeye karar verdiler. |
| 57 | indicate | belirtmek, göstermek, işaret etmek | The sign indicates the direction to the park, so visitors find their way easily. İşaret, parka giden yönü gösterir, böylelikle ziyaretçiler yerlerini kolaylıkla bulur. |
| 58 | intend | niyet etmek, planlamak | They intend to start the project in March to complete it within six months. Projeye mart ayında başlayıp altı ay içinde tamamlamayı planlıyorlar. |
| 59 | measure | ölçmek, ölçü | The doctor needs to measure your height to ensure accurate records. Doktorun, doğru kayıt tutmak için boyunuzu ölçmesi gerekiyor. |
| 60 | occur | meydana gelmek, aklına gelmek | Accidents can occur at any time, so you should be careful. Kaza her an meydana gelebilir bu yüzden dikkatli olmalısın. |
| 61 | participate | katılmak, yer almak, iştirak etmek | She likes to participate in the events whether it's a sports competition or not. Etkinliklerine katılmayı seviyor spor müsabakaları olsun ya da olmasın. |
| 62 | persuade | ikna etmek, inandırmak, kandırmak | The salesman persuaded me to buy the car by highlighting its features. Satıcı beni arabayı almaya özelliklerini vurgulayarak ikna etti. |
| 63 | pretend | numara yapmak, gibi davranmak, rol yapmak | Don't pretend you don't know, because it's clear that you've heard about it! Bilmiyormuş gibi yapma çünkü bunu duyduğun çok açık! |
| 64 | prove | kanıtlamak, ispat etmek, göstermek | The evidences will prove who is guilty, as it clearly points to the culprit. Deliller kimin suçlu olduğunu kanıtlayacak, çünkü açıkça suçluya işaret ediyor. |
| 65 | remain | kalmak, geriye kalmak, sürdürmek | Despite the challenges, he remained calm and found a way to move forward. Zorluklara rağmen sakin kaldı ve ilerlemenin bir yolunu buldu. |
3. 25 sıfat: değerlendirme dili
B1 sıfatları bir şeyi tarif etmekten çok değerlendirir: reliable (güvenilir), essential (temel, şart), obvious (apaçık), suitable (uygun). Bir öneriyi savunurken ya da bir seçeneği eleştirirken kullandığın kelimeler bunlar.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 66 | aware | haberdar, farkında, uyanık | She was not aware of the changes in the schedule. Takvimdeki değişikliklerin farkında değildi. |
| 67 | basic | temel, basit, ana | Understanding basic math is essential for everyday life. Temel matematik bilgisi, günlük hayat için önemlidir. |
| 68 | brave | cesur, yiğit | The brave soldier saved his comrades during the battle. Cesur asker, savaş sırasında arkadaşlarını kurtardı. |
| 69 | calm | sakinleşmek, sakin | She tried to remain calm during the stressful situation. Stresli durumda sakin kalmaya çalıştı. |
| 70 | competitive | rekabetçi, çekişmeli | She is very competitive and always strives to be the best. O çok rekabetçidir ve her zaman en iyi olmaya çalışır. |
| 71 | complex | karmaşık, kompleks | The problem is more complex than we initially thought. Sorun, ilk başta düşündüğümüzden daha karmaşıktır. |
| 72 | confident | kendinden emin, emin | She is confident that she will pass the exam. Sınavı geçeceğinden emin. |
| 73 | current | şu anki, cari, mevcut | The current situation requires careful consideration. Mevcut durum, dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor. |
| 74 | effective | etkili, verimli, geçerli, tesirli | This medicine is very effective for headaches. Bu ilaç, baş ağrıları için çok etkilidir. |
| 75 | equal | eşit, denk, adil (adj.); eşitlemek | They want to make the teams equal so that each team has an equal chance. Takımları eşitlemek istiyorlar böylece her takımın şansı eşit olur. |
| 76 | essential | gerekli, çok önemli | Essential skills are needed for the job in order to perform the tasks effectively. Görevleri etkili bir şekilde yerine getirebilmek için bu işte temel becerilere ihtiyaç vardır. |
| 77 | familiar | tanıdık, aşina, bildik | This place looks familiar to me from my past visits. Bu mekân bana daha önceki ziyaretlerimden tanıdık geliyor. |
| 78 | generous | cömert, eli açık, bol | He gave me a generous gift for my birthday. Doğum günüme çok cömert bir hediye verdi. |
| 79 | guilty | suçlu, kabahatli, suç işleyen | He felt guilty about breaking the vase because it was a gift from his mother. Vazoyu kırdığı için suçluluk hissetti çünkü annesinden aldığı bir hediyeydi. |
| 80 | honest | dürüst, samimi, doğru | He gave an honest and sincere answer to the question. Soruya dürüst ve samimi bir cevap verdi. |
| 81 | legal | yasal, hukuki | The contract is not legal without a signature. İmza olmadan sözleşme yasal değildir. |
| 82 | obvious | açık, bariz | The solution to the problem is obvious, as all the information clearly points to it. Problemin çözümü açıktır çünkü tüm bilgiler net bir şekilde buna işaret ediyor. |
| 83 | official | resmi, yetkili | He holds an official position in the government. Hükümette resmi bir makamda yer alır. |
| 84 | powerful | güçlü, kuvvetli, etkili | The storm was quite powerful, and caused widespread damage. Fırtına, bölge genelinde geniş çaplı hasara neden oldu ve oldukça güçlüydü. |
| 85 | practical | pratik, uygulamalı, kullanışlı | This design is simple and practical, making it easy to use in everyday life. Bu tasarım basit ve kullanışlıdır, günlük hayatta kullanımı kolaylaştırır. |
| 86 | previous | önceki, geçmiş, evvelki | I learned from my previous mistakes, and they taught me valuable lessons. Önceki hatalarımdan ders aldım ve bunlar bana değerli dersler öğretti. |
| 87 | proper | uygun, düzgün, doğru, münasip | This is not the proper way to solve the problem. Bu, problemi çözmenin uygun yolu değil. |
| 88 | rare | nadir, ender, az bulunan | This flower is very rare in our country, and it can only be found in this yard. Bu çiçek ülkemizde çok nadirdir ve sadece bu bahçede bulunabilir. |
| 89 | reliable | güvenilir, sağlam | He is a reliable friend who helps me whenever I need support. O, desteğe ihtiyaç duyduğum her an bana yardım eden güvenilir bir arkadaştır. |
| 90 | responsible | sorumlu, güvenilir | She is responsible for organizing the event to ensure everything runs smoothly. Her şeyin sorunsuz işlemesini sağlamak için etkinliği düzenlemekten o sorumludur. |
Seviye seviye diğer İngilizce kelime listeleri için: İngilizce kelimeler. Bu seviyenin tamamı renkli PDF setinde ve uygulamada.
4. Yazı diline geçişin 10 kelimesi
Bu kelimeler konuşma dilinden yazı diline geçtiğini gösterir. therefore (bu nedenle), approximately (yaklaşık), particularly (özellikle), eventually (sonunda). Bir raporda ya da e-postada so yerine therefore kullanınca metnin tonu hemen değişir.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 91 | absolutely | kesinlikle | The movie was absolutely amazing. Film kesinlikle inanılmazdı. |
| 92 | approximately | yaklaşık olarak | The meeting will last approximately two hours. Toplantı yaklaşık iki saat sürecek. |
| 93 | currently | halen, şu anda | She is currently studying at a university in London. Şu anda Londra'da bir üniversitede okuyor. |
| 94 | eventually | sonunda, nihayetinde | Eventually, he understood the problem and found a solution to solve it. Sonunda, problemi anladı ve onu çözmek için bir çözüm buldu. |
| 95 | frequently | sık sık, çoğunlukla, devamlı | We meet frequently to discuss the project, and we come up with new ideas. Projeyi tartışmak için sık sık bir araya geliriz, ve birlikte yeni fikirler üretiriz. |
| 96 | generally | genellikle, çoğunlukla, genel olarak | Generally, people enjoy the holidays, because it's a time to relax. Genellikle insanlar tatillerden hoşlanır çünkü bu dinlenmenin zamanıdır. |
| 97 | hardly | zar zor, nadiren | I hardly ever eat fast food because I prefer homecooked meals. Neredeyse hiç fast food yemem çünkü evde pişirilmiş yemekler tercih ederim |
| 98 | obviously | açıkçası, belli ki, apaçık bir şekilde | She was obviously upset about the news, for her face showed her sadness. Habere açıkçası üzüldü. çünkü yüz ifadesi üzgünlüğünü gösteriyordu. |
| 99 | particularly | özellikle, bilhassa | I particularly enjoyed the dessert because it was rich in flavor. Özellikle tatlıyı çok beğendim çünkü zengin bir lezzete sahipti. |
| 100 | therefore | bu yüzden, bu nedenle | He was late; therefore, he missed the meeting. Geç kaldı; bu yüzden toplantıyı kaçırdı. |
B1'den B2'ye geçmek için ne gerekiyor?
B1 ile B2 arasındaki fark kelime sayısından çok kelime kesinliğidir. B1'de “yakın anlamlı” kelimeyi kullanıp anlaşılırsın; B2'de doğru olanı seçmen beklenir. big problem anlaşılır, ama serious problem daha doğrudur; very tired yeterlidir, exhausted daha isabetlidir.
Bu kesinlik liste ezberleyerek gelmez; kelimeyi farklı cümlelerde defalarca görmen gerekir. O yüzden B1'den sonra daha çok oku ve dinle. Aynı kelimeyi farklı cümlelerde gördükçe hangisinin nerede kullanıldığını kendiliğinden hissetmeye başlarsın.
B1 kelimeleriyle çalışmaya başla
Seviye filtresinden B1'i seçip 786 kelimenin tamamına ulaşabilir, kelime türüne göre daraltarak hedefli oturumlar kurabilirsin.
Çalışmaya Başlaİlgili yazılar
Bir alt seviyeye bakmak istersen A2'nin 100 kelimesi; ezberin kalıcılığı için kelime ezberleme teknikleri; seviye tanımları için İngilizce seviyeleri rehberi.
Aynı seviye, başka dil
B1 basamağı CEFR ölçeğinin bir parçası ve bu ölçek Almanca, Fransızca, İspanyolca ile İtalyanca'da da aynı işler. Uygulamadaki dil havuzları A1'den B2'ye kadar 3.650'şer kelime içeriyor; isimler artikelleriyle, her kelime örnek cümlesiyle.
Başlangıç listeleri: Almanca A1, Fransızca A1, İspanyolca A1, İtalyanca A1. Oyunlarla çalışmak istersen Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca oyun sayfalarına bakabilirsin.