A2 Seviyesinde En Sık Kullanılan 100 İngilizce Kelime
A2, cümle kurmaya başladığın seviye. Bu seviyede en çok işine yarayacak 100 kelime, Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
A2, İngilizcede ilk büyük adımdır. A1'de selamlaşır, kendini tanıtır ve tek tek kelimelerle idare edersin; A2'de cümle kurmaya başlarsın. Geçmişten bahsedebilir, plan anlatabilir, kısa bir e-posta yazabilirsin.
Bu adımı atmanı sağlayan şey, dilbilgisinden çok kelime bilgisi. Aşağıdaki 100 kelimeyi, Renkli Kelime veritabanındaki 851 A2 kelimesi arasından günlük konuşmada ve yazışmada en çok işine yarayacaklara göre seçtik. Hepsinin Türkçe karşılığı ve gerçek bir örnek cümlesi var.
1. Soyutlaşmaya başlayan 40 isim
A1'in isimleri elle tutulur şeylerdi: ev, su, kitap. A2'de karar, sebep, avantaj, koşul gibi soyut isimler devreye girer. Düşüncelerini anlatmaya bu kelimelerle başlarsın. Artık bir şeyi işaret etmek yetmez.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | accident | kaza, tesadüf, beklenmedik olay | The accident caused a traffic jam. Kaza, trafik sıkışıklığına neden oldu. |
| 2 | advantage | avantaj, üstünlük, çıkar, menfaat | She took advantage of the opportunity. Fırsatı değerlendirdi. |
| 3 | amount | miktar, tutar, değer, toplam | The amount of rainfall this year is higher than average. Bu yılki yağış miktarı ortalamanın üzerinde. |
| 4 | appearance | görünüm, görünüş | His appearance didn't fit the party's theme. Görünüşü partinin teması için uygun değildi. |
| 5 | argument | tartışma, argüman, iddia | Her family arguments are none of my business. Onun ailevi tartışmaları beni hiç alakadar etmez. |
| 6 | attention | ilgi, özen, dikkat! | Please pay attention to the lesson. Lütfen derse dikkatinizi verin. |
| 7 | audience | izleyici kitlesi, dinleyici kitlesi, seyirci | The audience screamed after the performance. İzleyiciler performanstan sonra çığlık attı. |
| 8 | benefit | yarar, fayda, avantaj, çıkar | The benefits of ginger tea are endless. Zencefil çayının faydaları sonsuz. |
| 9 | boss | patron, usta | She is the boss of this company. O bu şirketin patronudur. |
| 10 | chance | şans, ihtimal | This is an amazing chance to learn something new. Bu yeni bir şeyler öğrenmek için harika bir şans. |
| 11 | character | karakter, harf | The main character in the film is a young doctor. Filmdeki ana karakter genç bir doktor. |
| 12 | choice | seçenek, çare | This restaurant is a great choice for dinner. Bu restoran akşam yemeği için harika bir seçenek. |
| 13 | colleague | meslektaş, iş arkadaşı | She is a very friendly colleague of mine. O benim çok dost canlısı bir iş arkadaşımdır. |
| 14 | community | topluluk, camia, cemaat, toplum | He is an active member of the community. O, topluluğun aktif bir üyesidir. |
| 15 | competition | yarışma, rekabet | The competition was tough. Yarışma zordu. |
| 16 | condition | durum, hal, koşul | This computer is in good condition. Bu bilgisayar iyi durumda. |
| 17 | decision | karar, hüküm | It is a tough decision. Bu zor bir karar. |
| 18 | degree | derece, diploma | She has a degree in biology. Onun biyoloji diploması var. |
| 19 | department | daire, bölüm | The science department is on the second floor. Fen bilimleri bölümü ikinci kattadır. |
| 20 | direction | istikamet, gidişat, yön | She is heading in the wrong direction. Yanlış yöne gidiyor. |
| 21 | distance | mesafe, menzil, uzaklık | He walked a long distance to get to the library. Kütüphaneye gitmek için uzun bir mesafe yürüdü. |
| 22 | education | eğitim, öğretim, öğrenim | Education is the key to a successful future. Eğitim, başarılı bir geleceğin anahtarıdır. |
| 23 | effect | etki, sonuç | Stress may have a negative effect on your health. Stres, sağlığınız üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. |
| 24 | environment | çevre, etraf | Pollution is one of the greatest threats to our environment. Kirlilik, çevremize yönelik en büyük tehditlerden biridir. |
| 25 | equipment | ekipman, teçhizat, donanım | The gym is filled with a variety of fitness equipment. Spor salonu, çeşitli spor ekipmanlarıyla doludur. |
| 26 | evidence | kanıt, delil, ifade | The lack of evidence made it difficult to solve the case. Kanıt eksikliği davayı çözmeyi zorlaştırdı. |
| 27 | experience | deneyim, tecrübe | She gained a lot of experience working abroad. Yurt dışında çalışarak çok deneyim kazandı. |
| 28 | expert | uzman, eksper, bilirkişi, becerikli | As an expert in languages, she can speak six fluently. Diller konusunda bir uzman olarak, altı dilde akıcı bir şekilde konuşabiliyor. |
| 29 | government | devlet, hükümet | We discussed the government's new policy in the meeting. Toplantıda hükümetin yeni politikasını tartıştık. |
| 30 | habit | alışkanlık, huy | He has a habit of waking up early. Erken uyanma alışkanlığı var. |
| 31 | illness | hastalık, rahatsızlık | His illness prevented him from attending the meeting. Hastalığı toplantıya katılmasına engel oldu. |
| 32 | industry | endüstri, sanayi | The air conditioner industry has grown rapidly in recent years. Klima endüstrisi son yıllarda hızlı bir şekilde büyüdü. |
| 33 | injury | yara, zarar, yaralanma | He suffered a leg injury during the match. Maç sırasında bacak yaralanması geçirdi |
| 34 | instruction | talimat, yönerge | Please read the instructions carefully before using the device. Cihazı kullanmadan önce talimatları dikkatlice okuyunuz. |
| 35 | knowledge | bilgi, ilim | Reading books helps to expand your knowledge. Kitap okumak, bilginizi genişletmeye yardımcı olur. |
| 36 | lawyer | avukat, hukukçu | The lawyer defended her client in the court. Avukat, müvekkilini mahkemede savundu. |
| 37 | level | seviye, kademe | The water level in the lake is rising. Göldeki su seviyesi yükseliyor. |
| 38 | material | madde, materyal | This fabric is the perfect material for making a dress. Bu kumaş, elbise yapmaya uygun mükemmel bir malzeme. |
| 39 | memory | hafıza, anı, bellek | I have a great memory for faces. Yüzleri hatırlama konusunda harika bir hafızam var. |
| 40 | method | yöntem, metod | She explained her study method to the class. Çalışma yöntemini sınıfa açıkladı. |
2. 30 fiil: anlatım genişliyor
Bu fiillerle A1'in temel eylemlerinden bir adım öteye geçersin. suggest, recommend, consider, manage gibi fiiller fikir belirtmeni; depend, contain, belong gibi fiiller ilişki kurmanı sağlar.
Dikkat et, bu fiillerin çoğu belirli edatlarla birlikte kullanılır: depend on, apply for, belong to, complain about. Fiili edatıyla birlikte öğren, yoksa doğru kelimeyi yanlış edatla kullanırsın.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 41 | accept | kabul etmek, onaylamak, almak | Will you accept my apology? Özürümü kabul eder misin? |
| 42 | achieve | başarmak, elde etmek | She achieved her goal of becoming a doctor. Doktor olma hedefini başardı. |
| 43 | allow | izin vermek, imkan vermek, koyvermek | Pets are not allowed in this building. Bu binada evcil hayvanlara izin verilmez. |
| 44 | appear | görünmek, belirmek | The dog suddenly appeared in front of his door. Köpek aniden kapısının önünde belirdi. |
| 45 | apply | başvurmak, uygulamak | She applies the sunscreen to her face every day. Güneş kremini yüzüne her gün uygular. |
| 46 | arrange | düzenlemek, ayarlamak | Can you arrange the books on my table? Masamdaki kitapları düzenleyebilir misin? |
| 47 | avoid | kaçınmak, sakınmak | He avoids responding to her messages. Onun mesajlarına yanıt vermekten kaçınıyor. |
| 48 | belong | ait olmak, üyesi olmak, uygun olmak | That pillow belongs to me. O yastık bana ait. |
| 49 | borrow | ödünç almak, borç almak | I borrowed some money from one of my friends. Arkadaşlarımın birinden biraz para ödünç aldım. |
| 50 | communicate | iletişim kurmak, haberleşmek, bulaştırmak (hastalığı) | The police use radios to communicate with each other. Polisler iletişim kurmak için telsiz kullanırlar. |
| 51 | compete | yarışmak, rekabet etmek | They will compete against each other. Birbirlerine karşı yarışacaklar. |
| 52 | complain | şikayet etmek, yakınmak | He always complains about the current situation. O mevcut durum hakkında her zaman şikayet eder. |
| 53 | consider | dikkate almak, durumu değerlendirmek | I am going to consider your offer. Teklifini dikkate alacağım. |
| 54 | contain | içermek, kapsamak | This book contains a lot of useful information. Bu kitap çok fazla yararlı bilgi içerir. |
| 55 | continue | devam etmek, sürdürmek | Please continue with your work. Lütfen işinize devam edin. |
| 56 | depend | bağlı olmak, güvenmek | The success of the project depends on the team. Projenin başarısı takıma bağlıdır. |
| 57 | develop | geliştirmek, gelişmek | He has developed his skills in Chinese. Çincedeki yeteneklerini geliştirdi. |
| 58 | discover | keşfetmek, bulmak | He was the first to discover the hidden treasure. Gizli hazineyi keşfeden ilk kişi oydu. |
| 59 | earn | kazanmak, para kazanmak, hak etmek | She earns her income by teaching online. Gelirini online ders vererek kazanıyor. |
| 60 | expect | ummak, beklemek | She didn't expect such a warm welcome from her colleagues. Meslektaşlarından böyle sıcak bir karşılama beklemiyordu. |
| 61 | fail | başarısız olmak, sınavda kalmak | No matter how many times you fail, never give up. Kaç kere başarısız olursan ol, asla pes etme. |
| 62 | manage | yönetmek, işletmek | She had to manage her time wisely to meet all her deadlines. Tüm son tarihleri yetiştirebilmek için zamanını akıllıca yönetmek zorundaydı. |
| 63 | mention | bahsetmek, değinmek, zikretmek | He didn't mention anything about his plans for the weekend. Hafta sonu planlarından bahsetmedi. |
| 64 | notice | fark etmek, dikkat etmek | Did you notice the sign on the door? Kapıdaki tabelayı fark ettin mi? |
| 65 | offer | teklif etmek, sunmak | They offered to help with the project. Projede yardımcı olmayı teklif ettiler. |
| 66 | prevent | engellemek, önlemek | Regular exercise can prevent many health problems. Düzenli egzersiz birçok sağlık sorununu önleyebilir. |
| 67 | provide | sağlamak, donatmak | The company provides free lunch for its employees. Şirket, çalışanlarına ücretsiz öğle yemeği sağlıyor. |
| 68 | realize | fark etmek, gerçekleştirmek | I didn't realize how late it was until I looked at the clock. Saate bakana kadar ne kadar geç olduğunu fark etmedim. |
| 69 | recommend | tavsiye etmek, önermek | Can you recommend a good book to read? Okumam için iyi bir kitap tavsiye edebilir misin? |
| 70 | suggest | önermek, öne sürmek | Can you suggest a good book for me to read? Bana okumam için iyi bir kitap önerebilir misin? |
3. 20 sıfat: nitelemede incelik
A1'de good / bad, big / small vardı. A2 sıfatları daha kesin: ordinary (sıradan), likely (muhtemel), necessary (gerekli), available (müsait). Bunlar iş ve okul dilinde sürekli karşına çıkar.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 71 | able | yapabilen, muktedir, yetenekli | She is able to speak three languages. Üç dil konuşabiliyor. |
| 72 | available | müsait, ulaşılabilir, mevcut | She said she was available after the meeting. Toplantıdan sonra müsait olduğunu söyledi. |
| 73 | average | ortalama, sıradan | In Turkey, the average height for women is 160 cm. Türkiye'de kadınların ortalama boyu 160 cm'dir. |
| 74 | careful | dikkatli, titiz | She is very careful about what she eats. Ne yediği konusunda çok dikkatlidir. |
| 75 | certain | kesin, bazı | There are certain rules that everybody must follow. Herkesin uyması gereken belirli kurallar vardır. |
| 76 | clever | zeki, akıllı | Foxes are known as clever animals. Tilkiler zeki hayvanlar olarak bilinirler. |
| 77 | comfortable | rahat, rahatlatıcı, müreffeh | This sofa is very comfortable. Bu koltuk oldukça rahat. |
| 78 | crowded | kalabalık (yer) | We decided to leave the bazaar because it was very crowded. Çok kalabalık olduğu için pazardan ayrılmaya karar verdik. |
| 79 | empty | boş | The box is empty, there is nothing inside. Kutu boş, içinde hiçbir şey yok. |
| 80 | foreign | yabancı, yurt dışı | She speaks five foreign languages fluently. Beş yabancı dili akıcı bir şekilde konuşuyor. |
| 81 | formal | resmî | His formal behavior at the dinner impressed everybody. Akşam yemeğindeki resmî davranışı herkesi etkiledi. |
| 82 | huge | çok büyük, kocaman | The elephant is a huge animal. Fil çok büyük bir hayvandır. |
| 83 | impossible | imkansız, olasılıksız, mümkün olmayan | It's impossible to finish this project in one day. Bu projeyi bir günde bitirmek imkansız. |
| 84 | likely | muhtemel, olası | It is likely that she will arrive late. Onun geç kalması muhtemel. |
| 85 | necessary | gerekli, gereken, zorunlu | It is necessary to bring your ID for registration. Kayıt için kimliğinizi getirmeniz gerekli. |
| 86 | nervous | endişeli, gergin, sinirli | He felt nervous before giving the presentation. Sunum yapmadan önce gergin hissetti. |
| 87 | ordinary | sıradan, normal, olağan | She looked ordinary, but she had an extraordinary talent. Sıradan görünüyordu, ama olağanüstü bir yeteneğe sahipti. |
| 88 | polite | kibar, nazik | It's important to be polite to others. Başkalarına karşı nazik olmak önemlidir. |
| 89 | serious | ciddi, ağırbaşlı | Are you serious about quitting your job? İşini bırakma konusunda ciddi misin? |
| 90 | successful | başarılı | She is a successful businesswoman who inspires many. O, birçok insana ilham veren başarılı bir iş kadınıdır. |
Seviye seviye diğer İngilizce kelime listeleri için: İngilizce kelimeler. Bu seviyenin tamamı renkli PDF setinde ve uygulamada.
4. Cümleyi yöneten 10 kelime
Bu grup küçük ama çok iş görür. although zıtlık kurar, especially vurgu yapar, almost derece belirtir. A2'de konuşmanı “akıcı” gösteren şey çoğu zaman bu kelimeleri yerinde kullanmandır.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 91 | actually | aslında, gerçekten | It's actually quite easy to use. Aslında kullanımı oldukça kolay. |
| 92 | almost | neredeyse, hemen hemen, adeta | The bottle is almost empty. Şişe neredeyse boş. |
| 93 | already | zaten, çoktan, önceden, bile | I've already finished my homework. Ödevimi çoktan bitirdim. |
| 94 | although | olmasına rağmen, -e rağmen | Although he's young, he has a lot of experience. Genç olmasına rağmen, çok deneyimi var. |
| 95 | among | arasında, içinde, arasına | There was a lot of excitement among the crowd. Kalabalığın arasında büyük bir heyecan vardı. |
| 96 | certainly | kesinlikle, muhakkak | She is certainly a very polite person. O kesinlikle çok kibar bir insandır. |
| 97 | completely | tamamen, tümüyle | He was completely confused after hearing the news. Haberleri duyduktan sonra kafası tamamen karıştı. |
| 98 | especially | özellikle, hele | The movie was good, especially the ending. Film iyiydi, özellikle sonu. |
| 99 | exactly | tamamen, aynen, kesinlikle | She knew exactly where to find the missing purse. Kayıp çantayı tam olarak nerede bulacağını biliyordu. |
| 100 | immediately | çabucak, hemen | Please call me immediately if there is an emergency. Acil bir durum olursa lütfen hemen beni ara. |
A2'de takılmanın en yaygın sebebi
Birçok öğrenci A2'de uzun süre takılır. Sebep genellikle şu: tanıdığı kelime sayısı artar, ürettiği kelime sayısı artmaz. Bir metni okurken anlarsın ama konuşurken aynı 200 kelimeyi döndürürsün.
Çözüm, ters yönde çalışmak. İngilizce kelimeyi görüp Türkçesini hatırlamak kolaydır (tanıma). Türkçesini görüp İngilizcesini söylemek zordur (üretme). Asıl öğrenme de bu ikincisinde olur. Bu listeyi çalışırken en az bir turu ters yönde yap.
Bu 100 kelimeyle çalış
Renkli Kelime'de A2 seviyesini seçip kelime kartlarıyla ya da oyunlarla aynı kelimeleri çalışabilirsin. Kelime kartlarında iki yön de mümkün.
Çalışmaya BaşlaSıradaki adım
Bu listeyi rahatça hatırladığında B1'e geçebilirsin: B1 seviyesinde en sık kullanılan 100 kelime. Seviyelerin ne anlama geldiğini merak ediyorsan seviye rehberimize göz at.
Aynı seviye, başka dil
A2 basamağı CEFR ölçeğinin bir parçası ve bu ölçek Almanca, Fransızca, İspanyolca ile İtalyanca'da da aynı işler. Uygulamadaki dil havuzları A1'den B2'ye kadar 3.650'şer kelime içeriyor; isimler artikelleriyle, her kelime örnek cümlesiyle.
Başlangıç listeleri: Almanca A1, Fransızca A1, İspanyolca A1, İtalyanca A1. Oyunlarla çalışmak istersen Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca oyun sayfalarına bakabilirsin.