A1 Seviyesinde En Sık Kullanılan 100 İngilizce Kelime
Günlük İngilizcenin büyük kısmı az sayıda kelimeyle konuşulur. En çok işine yarayacak 100 tanesi burada, Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
Yeni başlayanların ilk sorusu hep aynı: “Nereden başlayacağım?” Cevabı basit. Her kelime aynı sıklıkta kullanılmaz; günlük konuşmanın büyük kısmını az sayıda kelime oluşturur. O yüzden doğru 100 kelime, rastgele seçilmiş 500 kelimeden daha çok işine yarar.
Listeyi, Renkli Kelime veritabanındaki 910 A1 kelimesi arasından günlük dilde en çok karşına çıkacak 100 tanesini seçerek hazırladık. Her kelimenin Türkçe karşılığı ve gerçek bir örnek cümlesi var. Kelimeyi bir cümlenin içinde görünce aklında daha kolay kalır.
1. En sık kullanılan 40 isim (noun)
İsimler cümlenin öznesi ve nesnesidir; ilk öğrenmen gereken kelime türü budur. Bir isim bildiğinde, henüz fiil bilmesen de işaret ederek anlaşabilirsin.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | time | zaman, süre, çağ, vade | They spent a lot of time reading books. Kitap okuyarak çok fazla zaman geçirdiler. |
| 2 | people | insanlar, halk, millet | She enjoys meeting new people. Yeni insanlarla tanışmaktan hoşlanır. |
| 3 | year | sene, yıl, yaş | The project will take a year to finish. Projenin tamamlanması bir yıl alacak. |
| 4 | day | gün | The package will arrive in three days. Paket üç gün içinde gelecek. |
| 5 | man | adam, erkek, insan | The man is a courageous soldier. Adam cesur bir asker. |
| 6 | woman | kadın | She is a successful woman O, başarılı bir kadın. |
| 7 | child | çocuk, evlat | The child is playing with his toys. Çocuk oyuncaklarıyla oynuyor. |
| 8 | thing | şey, eşya, yaratık | That was a rude thing to say. Bu söylediğin çok kaba bir şeydi. |
| 9 | water | su | The plant needs water. Bitkinin suya ihtiyacı var. |
| 10 | food | yemek, yiyecek, gıda | The restaurant is famous for its Italian food. Restoran, İtalyan yemekleri ile ünlüdür. |
| 11 | house | ev, konut, hane | They bought a new house in the village. Köyde yeni bir ev satın aldılar. |
| 12 | home | ev, evdeki, eve | Their home is very comfortable. Evleri çok rahat. |
| 13 | book | kitap | She borrowed a book from the library. Kütüphaneden bir kitap ödünç aldı. |
| 14 | school | okul, mektep | The school is closed for summer vacation. Okul, yaz tatili için kapalı. |
| 15 | work | çalışmak, iş, çalışma | They worked together on the project. Projede birlikte çalıştılar. |
| 16 | friend | arkadaş | She is my best friend. O, benim en iyi arkadaşım. |
| 17 | family | aile, ailevi, soy | She comes from a large family. Büyük bir aileden geliyor. |
| 18 | name | isim, ad, isim koymak | The dog's name is Alex Köpeğin adı Alex. |
| 19 | money | para, nakit | She has a lot of money in her bank account. Banka hesabında çok para var. |
| 20 | car | araba, otomobil | I drive my car to work every day. Her gün işe arabamla giderim. |
| 21 | city | şehir, kent | They live in a small city near the coast. Sahile yakın küçük bir şehirde yaşıyorlar. |
| 22 | country | ülke, memleket | Turkey is a beautiful country. Türkiye güzel bir ülkedir. |
| 23 | world | dünya, alem, yeryüzü | I wish for world peace. Dünya barışı diliyorum. |
| 24 | life | hayat, yaşam, ömür | Life is full of surprises. Hayat sürprizlerle doludur. |
| 25 | week | hafta | My birthday is next week. Doğum günüm gelecek hafta. |
| 26 | month | ay | This is the coldest month of the year. Bu yılın en soğuk ayı. |
| 27 | hour | saat | She studies English for an hour every day. Her gün bir saat İngilizce çalışır. |
| 28 | place | yer, mekân, statü | This park is a nice place to relax. Bu park dinlenmek için hoş bir yer. |
| 29 | room | oda, yer, boş yer | She needs to clean her room. Onun odasını temizlemesi gerekiyor. |
| 30 | door | kapı | He knocked on the door before entering. Girmeden önce kapıyı çaldı. |
| 31 | question | soru, sorgu, şüphe | The students asked a difficult question. Öğrenciler zor bir soru sordu. |
| 32 | problem | problem, sorun, mesele | He has a problem with his computer. Bilgisayarıyla ilgili bir sorun var. |
| 33 | student | öğrenci, araştırıcı | He is the best student in the school. O, okuldaki en iyi öğrencidir. |
| 34 | teacher | öğretmen, hoca | She got 10 flower bouquets on Teachers' Day. Öğretmenler Günü'nde 10 çiçek buketi aldı. |
| 35 | job | iş, meslek, görev | My wife started her new job today. Eşim bugün yeni işine başladı. |
| 36 | morning | sabah | I'm not a morning person. Sabah insanı değilim. |
| 37 | night | gece, akşam | She waited for him for hours that night. O gece onu saatlerce bekledi. |
| 38 | word | kelime, sözcük, söz | I learned a new word today. Bugün yeni bir kelime öğrendim. |
| 39 | music | müzik | I enjoy listening to rock music. Rock müzik dinlemekten keyif alıyorum. |
| 40 | film | film | She wants to make a short film. Kısa bir film yapmak istiyor. |
2. Günlük hayatın 35 temel fiili (verb)
Fiil olmadan cümle kuramazsın. Buradaki be, have, do, go, get, make, take gibi fiiller İngilizce dilbilgisinin de temelidir: zaman kurarken, soru sorarken ve olumsuz cümlede yardımcı fiil olarak kullanılırlar. Yani bu 35 fiili öğrenirken biraz da gramer öğrenmiş olursun.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 41 | be | yardımcı fiil (am, is, are, was, were) | She will be waiting. Bekliyor olacak. |
| 42 | have | zorunda, zorunda olmak | I have to finish my homework tonight. Bu gece ödevimi bitirmek zorundayım. |
| 43 | do | yapmak, etmek, (auxiliary) geniş zaman yardımcı fiili | I do my homework every day. Her gün ödevimi yaparım. |
| 44 | go | gitmek, geçmek, girmek | They go to work every morning. Her sabah işe giderler. |
| 45 | come | gelmek, ulaşmak | Please come to my house tomorrow. Lütfen yarın evime gel. |
| 46 | get | elde etmek, almak, edinmek, getirmek | Can you get me a cup of warm milk? Bana bir bardak ılık süt getirebilir misin? |
| 47 | make | yapmak, sağlamak, yaptırmak | His mother makes delicious desserts. Onun annesi lezzetli tatlılar yapar. |
| 48 | take | almak, götürmek, çekmek | Please take this present as an apology. Lütfen bu hediyeyi bir özür olarak al. |
| 49 | see | görmek, anlamak, bakmak | I see a bird outside the window. Pencerenin dışında bir kuş görüyorum. |
| 50 | know | bilmek, tanımak, ayırt etmek | I know the answer. Cevabı biliyorum. |
| 51 | think | düşünmek, sanmak, anmak | I think it's going to rain today. Sanırım bugün yağmur yağacak. |
| 52 | say | söylemek, farz etmek | What did he say about me? Benim hakkımda ne söyledi? |
| 53 | want | istemek, arzulamak, talep etmek | She wants a new phone. Yeni bir telefon istiyor. |
| 54 | give | vermek, ödemek | Please give me your phone number. Lütfen bana telefon numaranı ver. |
| 55 | find | bulmak, rastlamak, keşfetmek | Finding my keys is always a struggle. Anahtarlarımı bulmak her zaman bir mücadeledir. |
| 56 | tell | söylemek, anlatmak | Can you tell me the story of your childhood? Bana çocukluğunun hikâyesini anlatır mısın? |
| 57 | ask | sormak, istemek | You should ask your lawyer for advice. Avukatınızdan tavsiye istemeniz gerekir. |
| 58 | need | gerekmek, ihtiyacı olmak | This plant needs extra care. Bu bitkinin ekstra bakıma ihtiyacı var. |
| 59 | feel | hissetmek, duymak, dokunmak | He feels tired after working all day. Bütün gün çalıştıktan sonra yorgun hissediyor. |
| 60 | leave | ayrılmak, bırakmak, terk etmek | Can you please leave a message? Lütfen mesaj bırakır mısınız? |
| 61 | put | koymak, yerleştirmek, sokmak | I put my keys in my pocket. Anahtarlarımı cebime koydum. |
| 62 | keep | tutmak, korumak, sağlamak | Keep your room clean. Odanı temiz tut. |
| 63 | help | yardım etmek, yardım, yardımcı, imdat | Can you help me with this problem? Bu problemle bana yardım edebilir misin? |
| 64 | talk | konuşmak, görüşmek | I need to talk to my boss about a day off. Patronumla günlük izin hakkında konuşmalıyım. |
| 65 | start | başlamak, başlatmak, çalıştırmak | The show will start in a few minutes. Gösteri birkaç dakika içinde başlayacak. |
| 66 | show | göstermek, sergilemek, gösteri, şov | They went to a comedy show last night. Dün gece bir komedi gösterisine gittiler. |
| 67 | hear | duymak, dinlemek, işitmek | Can you hear the music playing? Çalan müziği duyabiliyor musun? |
| 68 | play | oynamak, çalmak, oyun, tiyatro | They watched a play at the theater. Tiyatroda bir oyun izlediler. |
| 69 | run | koşmak, çalıştırmak | She can run a marathon. Bir maraton koşabilir. |
| 70 | live | yaşamak, hayatta kalmak | He wants to live in a big city. Büyük bir şehirde yaşamak istiyor. |
| 71 | write | yazmak | She writes poems in her free time. Boş zamanlarında şiir yazar |
| 72 | learn | öğrenmek, haber almak | I want to learn English. İngilizce öğrenmek istiyorum. |
| 73 | read | okumak, okunmak, yorumlamak | Did you read the novel I recommended? Önerdiğim romanı okudun mu? |
| 74 | eat | yemek yemek, tüketmek | They eat dinner at 7 PM Akşam yemeğini saat 7'de yerler. |
| 75 | buy | satın almak, almak | I want to buy a new phone. Yeni bir telefon satın almak istiyorum. |
3. 15 temel sıfat (adjective)
Sıfatlar anlattığın şeye ayrıntı katar. “I have a car” ile “I have a small old car” arasındaki fark bu. Sıfatları zıt çiftler hâlinde öğrenmek işini kolaylaştırır: good / bad, big / small, old / new, long / short.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 76 | good | iyi, güzel, yararlı | The weather is good for a picnic today. Bugün piknik için hava iyi. |
| 77 | new | yeni, taze, modern, acemi, keşfedilmemiş | My job has a lot of new opportunities. İşimin birçok yeni fırsatı var. |
| 78 | first | birinci, ilk, önce | She is the first person to arrive at the party. Partiye gelen ilk kişi o. |
| 79 | last | son, geçen, en son | I am watching the last episode of the show. Programın son bölümünü izliyorum. |
| 80 | long | uzun, uzun zamandır, çoktan | The cat's tail is long. Kedinin kuyruğu uzundur. |
| 81 | great | harika, büyük, mükemmel | She did a great job on the project. Projede harika bir iş çıkardı. |
| 82 | little | biraz, küçük, az | When I was a little girl, I loved ice cream. Küçük bir kızken dondurmayı çok severdim. |
| 83 | big | büyük, iri, önemli | He has a big family with four children. Dört çocuğu olan büyük bir ailesi var. |
| 84 | small | küçük, ufak, minik, önemsiz | She adopted a small dog from the shelter. Barınaktan küçük bir köpek sahiplendi. |
| 85 | old | eski, eskimiş, yaşlı | The old lady was very nice to us. Yaşlı kadın bize karşı çok iyiydi. |
| 86 | young | genç, küçük, acemi | They got married at a young age. Genç yaşta evlendiler. |
| 87 | different | farklı, değişik | Every student has a different learning style. Her öğrencinin farklı bir öğrenme stili vardır. |
| 88 | important | önemli, mühim, ciddi | Family is important to him. Aile onun için önemlidir. |
| 89 | easy | kolay, basit, zahmetsiz | Learning new vocabulary is easy. Yeni kelimeler öğrenmek kolaydır. |
| 90 | happy | mutlu, memnun, kutlu | They are happy with their new home. Yeni evlerinden memnunlar. |
Seviye seviye diğer İngilizce kelime listeleri için: İngilizce kelimeler. Bu seviyenin tamamı renkli PDF setinde ve uygulamada.
4. Cümleleri birbirine bağlayan 10 kelime
Bu kelimeler tek başına pek bir şey anlatmaz ama cümlelerini birbirine bağlar. and, but, because olmadan iki fikri birleştiremezsin; very, more olmadan derece belirtemezsin.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 91 | and | ve, ile, de | I have two brothers and a sister. İki erkek kardeşim ve bir kız kardeşim var. |
| 92 | but | ama, fakat | I wanted to go swimming but it started to rain. Yüzmeye gitmek istedim ama yağmur yağmaya başladı. |
| 93 | because | çünkü, nedeniyle, yüzünden | I phoned because I needed to talk to you. Seni aradım çünkü seninle konuşmam gerekiyordu. |
| 94 | very | çok, en, pek | The exam was very difficult. Sınav çok zordu. |
| 95 | more | daha, daha fazla, daha çok | She needs more sugar in her tea. Çayında daha fazla şekere ihtiyacı var. |
| 96 | also | ayrıca, yine, -da | He is not only a teacher but also a writer. O, sadece öğretmen değil, aynı zamanda bir yazar. |
| 97 | now | şimdi, hemen, şu anda, derhal | Everybody is unhealthy now compared to the past. Geçmişe kıyasla şimdi herkes sağlıksız. |
| 98 | here | burada, buraya | Come here and sit down. Buraya gel ve otur. |
| 99 | always | her zaman, daima, hep | He always forgets his keys at home. O, her zaman anahtarlarını evde unutur. |
| 100 | never | hiç, asla, katiyen, hiçbir zaman | I love homemade food, I never eat out. Ev yapımı yemekleri severim, asla dışarıda yemem. |
Bu 100 kelimeyi kalıcı hâle getirmenin 4 adımı
- Önce tanı, sonra üret. İlk turda kelimeyi görünce Türkçesini hatırlamaya çalış (tanıma). İkinci turda tersini yap: Türkçesini görüp İngilizcesini söyle (üretme). Asıl öğrenme bu ikinci turda olur.
- Örnek cümleyi kendi cümlenle değiştir. Listedeki cümleyi okuduktan sonra o kelimeyle kendi hayatına dair bir cümle kur. “I go to work at eight” yerine “I go to school at nine” demek, kelimeyi senin hayatına bağlar.
- Aralıklı tekrar yap. Bir kelimeyi öğrendiğin gün, 1 gün sonra, 3 gün sonra ve 1 hafta sonra tekrar gör. Böylece ezbere daha az zaman harcarsın.
- Yanlışlarını sakla. Bildiğin kelimeleri tekrar etmek rahattır ama sana pek bir şey katmaz. Karıştırdığın kelimeleri ayrı bir listede topla ve tekrarların çoğunu onlara ayır.
Bu 100 kelimeyle çalışmaya başla
Renkli Kelime'de A1 seviyesini seçip kelime kartlarıyla veya oyunlarla aynı kelimeleri çalışabilirsin. Hesap açtığında ilerlemen kaydedilir.
Çalışmaya BaşlaSonra ne öğrenmeli?
Bu 100 kelimeyi rahatça hatırlayabildiğinde A1'in kalan kelimeleriyle devam et; ardından A2'ye geç. Seviyelerin ne anlama geldiğini ve her birinde kaç kelime beklendiğini merak ediyorsan İngilizce seviyeleri rehberimize göz atabilirsin. Ezberlerken tıkandığını hissediyorsan kelime ezberleme teknikleri yazımıza bak.
Başka bir dilde A1 çalışıyorsan
Bu durum her dilde aynı: günlük konuşmanın çoğunu az sayıda kelime taşır. Aynı yöntemle hazırladığımız A1 listeleri de var: Almanca (isimler artikelleriyle), Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca.