İngilizce A1 Kelime Listesi
Başlangıç seviyesindeki 910 İngilizce kelimenin en sık kullanılan 100'ü; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
İngilizce A1 seviyesi (Başlangıç), sıfırdan başlayanların ilk aylarda karşılaşacağı temel kelimeler: selamlaşma, aile, ev, yemek, sayılar, günler ve en sık kullanılan fiiller.
Bu sayfada İngilizce A1 seviyesindeki 910 kelimeden en sık kullanılan 100'ü var. Her kelimenin yanında Türkçe karşılığı ve kelimenin geçtiği bir örnek cümle duruyor. Kalan 810 kelime, aynı düzende renkli PDF setinde ve uygulamada.
Önce uygulamayı denemek istersen
Bu seviyenin 910 kelimesinin hepsi uygulamada var; kelime kartları, günlük görev ve dokuz oyunla çalışabilirsin. Genel İngilizce havuzu ücretsiz; kelime kartları ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Genel İngilizce havuzunu açEn sık kullanılan 100 kelime 100 / 910 kelime
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | a, an | bir, herhangi bir tür veya nitelikteki | I need a book. She is an artist. Bir kitaba ihtiyacım var. O bir sanatçı. |
| 2 | about | yaklaşık | There were about 20 people at the party. Partide yaklaşık 20 kişi vardı. |
| 3 | about | hakkında | I read an interesting article about health and fitness. Sağlık ve fitness hakkında ilginç bir makale okudum. |
| 4 | after | sonra, ardından, peşinden | They got home after midnight. Gece yarısından sonra eve geldiler. |
| 5 | all | tüm | All horses are animals, but not all animals are horses. Atların tümü hayvandır, ancak hayvanların tümü at değildir. |
| 6 | all | hepsi | I invited some of my colleagues but not all. Bazı iş arkadaşlarımı davet ettim ama hepsini değil. |
| 7 | also | ayrıca, yine, -da | He is not only a teacher but also a writer. O, sadece öğretmen değil, aynı zamanda bir yazar. |
| 8 | and | ve, ile, de | I have two brothers and a sister. İki erkek kardeşim ve bir kız kardeşim var. |
| 9 | any | hiç, hiçbir | I don't have any idea what he's talking about. Onun ne hakkında konuştuğuna dair hiçbir fikrim yok. |
| 10 | any | her, hiçbir, herhangi | Someone offered me a cookie, but I didn't want any. Birisi bana kurabiye ikram etti ama ben hiç (tane) istemedim. |
| 11 | as | olarak, gibi | She works as a teacher. Bir öğretmen olarak çalışıyor. |
| 12 | at | -de,-da | We'll meet you at the entrance. Seninle girişte buluşuruz. |
| 13 | back | geri | He'll be back on Monday. Pazartesi günü geri gelecek. |
| 14 | back | sırt, arka, geri | He hurt his back lifting heavy boxes. Ağır kutuları kaldırırken sırtını incitti. |
| 15 | be | yardımcı fiil (am, is, are, was, were) | She will be waiting. Bekliyor olacak. |
| 16 | be | bulunmak, olmak, var olmak | She will be here tomorrow. Yarın burada olacak. |
| 17 | because | çünkü, nedeniyle, yüzünden | I phoned because I needed to talk to you. Seni aradım çünkü seninle konuşmam gerekiyordu. |
| 18 | but | ama, fakat | I wanted to go swimming but it started to rain. Yüzmeye gitmek istedim ama yağmur yağmaya başladı. |
| 19 | by | yanında, ile | She came to school by bus. Okula otobüsle geldi. |
| 20 | can | -abilmek/-ebilmek, - abilir/-ebilir | I can swim very well. Çok iyi yüzebilirim. |
| 21 | could | -ebiliyordu, -ebilirdi (can fiilinin geçmiş biçimi) | She could speak three languages fluently. Üç dili akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. |
| 22 | do | yapmak, etmek, (auxiliary) geniş zaman yardımcı fiili | I do my homework every day. Her gün ödevimi yaparım. |
| 23 | eleven | on bir | The train arrives at eleven o'clock. Tren saat on birde varıyor. |
| 24 | even | hatta, bile, dahi | It's cold here even in summer. Burada yazın bile soğuk olur. |
| 25 | first | birinci, ilk, önce | She is the first person to arrive at the party. Partiye gelen ilk kişi o. |
| 26 | for | için, nedeniyle, amacıyla | This gift is for you. Bu hediye senin için. |
| 27 | from | itibaren, -dan, -den, beri | I got a letter from my brother. Abimden bir mektup aldım. |
| 28 | get | elde etmek, almak, edinmek, getirmek | Can you get me a cup of warm milk? Bana bir bardak ılık süt getirebilir misin? |
| 29 | go | gitmek, geçmek, girmek | They go to work every morning. Her sabah işe giderler. |
| 30 | good | iyi, güzel, yararlı | The weather is good for a picnic today. Bugün piknik için hava iyi. |
| 31 | have | zorunda, zorunda olmak | I have to finish my homework tonight. Bu gece ödevimi bitirmek zorundayım. |
| 32 | have | sahip olmak, olmak, yapmak, etmek | I have two cats and a dog. İki kedim ve bir köpeğim var. |
| 33 | he | o (erkek) | He is going to the store. O, mağazaya gidiyor. |
| 34 | her | o, onu, ona, onun, kendisi | Her car is parked outside. Onun arabası dışarıda park edilmiş. |
| 35 | here | burada, buraya | Come here and sit down. Buraya gel ve otur. |
| 36 | him | onu, ona | They invited him to the party. Onu partiye davet ettiler. |
| 37 | his | onun | This is his book. Bu onun kitabı. |
| 38 | how | nasıl, ne kadar | How was your day? Günün nasıldı? |
| 39 | just | sadece, yalnızca, az önce | I just finished my homework. Ödevimi henüz bitirdim. |
| 40 | know | bilmek, tanımak, ayırt etmek | I know the answer. Cevabı biliyorum. |
| 41 | like | gibi, benzer, aynı | She looks like her mother. Annesi gibi görünüyor. |
| 42 | like | beğenmek, hoşlanmak, sevmek | I like to read books in my free time. Boş zamanlarımda kitap okumayı severim. |
| 43 | make | yapmak, sağlamak, yaptırmak | His mother makes delicious desserts. Onun annesi lezzetli tatlılar yapar. |
| 44 | May | mayıs ayı | Flowers start to blossom in May. Mayıs ayında çiçekler açılmaya başlar. |
| 45 | me | ben, beni, bana | She gave me some money. Bana biraz para verdi. |
| 46 | more | daha, daha fazla, daha çok | She needs more sugar in her tea. Çayında daha fazla şekere ihtiyacı var. |
| 47 | most | en, en çok, çoğu | He has the most annoying personality. En sinir bozucu kişiliğe sahip. |
| 48 | much | fazla, çok, çok şey | I haven't got much money left. Fazla param kalmadı. |
| 49 | my | benim | My brother is a teacher. Kardeşim bir öğretmendir. |
| 50 | need | gerekmek, ihtiyacı olmak | This plant needs extra care. Bu bitkinin ekstra bakıma ihtiyacı var. |
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | new | yeni, taze, modern, acemi, keşfedilmemiş | My job has a lot of new opportunities. İşimin birçok yeni fırsatı var. |
| 52 | no | hayır, yok, değil | There's no milk in the fridge. Buzdolabında hiç süt yok. |
| 53 | no one | kimse, hiç kimse, hiçbiri | No one knows the answer to this question. Bu sorunun cevabını hiç kimse bilmiyor. |
| 54 | not | değil, yok | I am not hungry. Aç değilim. |
| 55 | now | şimdi, hemen, şu anda, derhal | Everybody is unhealthy now compared to the past. Geçmişe kıyasla şimdi herkes sağlıksız. |
| 56 | of | olan, hakkında, -den, - nin | The pages of this book are torn. Bu kitabın sayfaları yırtılmış. |
| 57 | on | üzerinde, üstünde | The book is on the table. Kitap masanın üzerinde. |
| 58 | one | bir | The baby is one year old. Bebek bir yaşında. |
| 59 | only | sadece, yalnızca | I was the only person on the train. Trendeki tek kişi bendim. |
| 60 | or | veya, ya da | You can call me or send an email. Beni arayabilir ya da e-posta gönderebilirsiniz. |
| 61 | other | diğer, başka | Do you have any other questions? Başka sorunuz var mı? |
| 62 | our | bizim | We bought our house several years ago. Evimizi yıllar önce satın aldık. |
| 63 | out | dışarı, dışarıya | She looked out the window. Pencereden dışarı baktı. |
| 64 | over | üzerinde, üzerinden, bitmiş, sonra | The meeting is over. Toplantı bitti. |
| 65 | people | insanlar, halk, millet | She enjoys meeting new people. Yeni insanlarla tanışmaktan hoşlanır. |
| 66 | sea | deniz, derya | The hotel room has a sea view. Otel odası deniz manzaralıdır. |
| 67 | she | o (kadın için) | She loves reading historical novels. O, tarihi romanlar okumayı sever. |
| 68 | should | -meli,-malı | He should finish his homework before playing games. Oyun oynamadan önce ödevini bitirmeli. |
| 69 | so | bu yüzden, çok, yani, için | It's raining, so don't forget your umbrella. Yağmur yağıyor, bu yüzden şemsiyeni unutma. |
| 70 | some | bazı, bazıları, biraz | Would you like some tea? Biraz çay ister misin? |
| 71 | than | -den / -dan, göre, hariç | She is taller than her brother. O erkek kardeşinden daha uzun. |
| 72 | that | o, öteki, şu, diye | I heard that she is moving to a new city. Duydum ki o yeni bir şehre taşınıyormuş. |
| 73 | the | belirli tanımlık | Please pass me the salt. Lütfen bana tuzu uzat. |
| 74 | their | onların | Their house is at the end of the street. Onların evi sokağın sonunda. |
| 75 | them | onları, onlara, onlar | I saw them at the concert last night. Onları dün gece konserde gördüm. |
| 76 | then | o zaman, sonra, daha sonra | Finish your homework, and then you can play outside. Ödevini bitir, sonra dışarıda oynayabilirsin. |
| 77 | there | orası, orada, oraya | She went there to study English. İngilizce öğrenmek için oraya gitti. |
| 78 | they | onlar | They are a very happy family. Onlar çok mutlu bir ailedir. |
| 79 | think | düşünmek, sanmak, anmak | I think it's going to rain today. Sanırım bugün yağmur yağacak. |
| 80 | this | bu, böyle | Can you pass me this pen? Bana bu kalemi uzatır mısın? |
| 81 | time | zaman, süre, çağ, vade | They spent a lot of time reading books. Kitap okuyarak çok fazla zaman geçirdiler. |
| 82 | to | -e, -a, -mek, -mak | I gave her gift to my friend. Arkadaşıma hediyesini verdim. |
| 83 | two | iki | She will arrive in two hours. İki saat içinde varacak. |
| 84 | up | yukarı, yukarıya | He climbed up the ladder carefully. Merdivenden dikkatlice yukarı tırmandı. |
| 85 | us | bizi, bize | They invited us to their wedding. Bizi düğünlerine davet ettiler. |
| 86 | very | çok, en, pek | The exam was very difficult. Sınav çok zordu. |
| 87 | want | istemek, arzulamak, talep etmek | She wants a new phone. Yeni bir telefon istiyor. |
| 88 | way | yol, yön, yöntem | There's a way to solve this problem. Bu sorunu çözmenin bir yolu var. |
| 89 | we | biz | We are going to the cinema tonight. Biz bu gece sinemaya gidiyoruz. |
| 90 | well | iyi, sağlıklı, peki | He is not feeling well today. Bugün iyi hissetmiyor. |
| 91 | what | ne, hangi | What is her name? Onun adı nedir? |
| 92 | when | ne zaman, -dığı zaman, -dığında | Call me when you get home. Eve vardığında beni ara. |
| 93 | where | nerede, -dığı yer | Where do you live? Nerede yaşıyorsun? |
| 94 | which | hangi, hangisi | Which book is yours? Hangi kitap senin? |
| 95 | who | kim, kimi, kime | Do you know who called me? Beni arayanın kim olduğunu biliyor musun? |
| 96 | will | -ecek, -acak | I will call you tomorrow. Seni yarın arayacağım. |
| 97 | with | ile, birlikte, beraber | She is talking with her teacher. Öğretmeni ile konuşuyor. |
| 98 | would | -cekti, -erdi | She said she would call me. Beni arayacağını söyledi. |
| 99 | you | sen, siz | You are a lucky woman. Sen şanslı bir kadınsın. |
| 100 | your | senin, sizin | I like your idea. Fikrinizi beğendim. |
A1'den sonra ne var?
Bu listeyi bitirdiğinde sıradaki seviye İngilizce A2. Diğer seviyeler: İngilizce A2, İngilizce B1, İngilizce B2, İngilizce C1. Hepsini tek sayfada görmek için İngilizce kelimeler sayfasına bak.
Bu kelimeleri oyunlarla ve kelime kartlarıyla çalışmak istersen İngilizce kelime oyunları sayfasına bak.
Seviyenden emin değilsen önce seviye testini çöz. Her seviyenin en sık 100 kelimesi için rehberlere de bakabilirsin: A1 seviyesinde en sık 100 kelime.
Okuma pratiği: Bu seviyenin kelimelerini bir hikâyenin içinde görmek için A1 hikâyesi: The Table by the Window sayfasını oku; her cümle renkli Türkçe çevirisiyle. Diğer hikâyeler İngilizce Kısa Hikâyeler sayfasında.
İngilizce A1 kelimeleriyle çalışmaya başla
Kelime kartları, aralıklı tekrar ve dokuz oyun bu kelimelerle çalışıyor. Genel İngilizce havuzu ücretsiz; kelime kartları ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Uygulamada çalış