Fransızca B1 Kelime Listesi
Orta seviyesindeki 980 Fransızca kelimenin en sık kullanılan 100'ü; artikelleri, Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
Fransızca B1 seviyesi (Orta), bağımsız kullanıcı seviyesi: bir konuda fikrini söylemek, yaşadığın bir şeyi anlatmak, haberlerin ana fikrini anlamak. Kelimeler günlük hayatın dışına çıkar; iş, sağlık, çevre ve medya gibi konulara açılır.
Bu sayfada Fransızca B1 seviyesindeki 980 kelimeden en sık kullanılan 100'ü var. Her kelimenin yanında Türkçe karşılığı ve kelimenin geçtiği bir örnek cümle duruyor. Kalan 880 kelime, aynı düzende renkli PDF setinde ve uygulamada.
İsimler artikeli ve cinsiyetiyle veriliyor. Sesli harfle başlayan isimlerde artikel l' olduğu için cinsiyet ayrıca (m.) ya da (f.) diye yazıyor.
Önce uygulamayı denemek istersen
Bu seviyenin 980 kelimesinin hepsi uygulamada var; kelime kartları, günlük görev ve dokuz oyunla çalışabilirsin. Fransızca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Fransızca havuzunu açEn sık kullanılan 100 kelime 100 / 980 kelime
| # | Fransızca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | à l'aide de | yardımıyla, kullanarak | Il a ouvert la boîte à l'aide d'un couteau. Kutuyu bir bıçak yardımıyla açtı. |
| 2 | à nouveau | yeniden, tekrar | Le musée est à nouveau ouvert au public depuis lundi. Müze pazartesiden beri yeniden ziyarete açık. |
| 3 | à part | dışında, hariç | À part mon frère, personne n'est venu à mon anniversaire. Erkek kardeşim dışında doğum günüme kimse gelmedi. |
| 4 | à peine | daha yeni, zar zor, ancak | J'étais à peine arrivé qu'il a commencé à pleuvoir. Daha yeni gelmiştim ki yağmur başladı. |
| 5 | à propos de | hakkında, ile ilgili | J'ai une petite question à propos de votre facture. Faturanızla ilgili küçük bir sorum var. |
| 6 | à temps | zamanında, vaktinde | Heureusement, l'ambulance est arrivée à temps. Neyse ki ambulans zamanında geldi. |
| 7 | l'accord (m.) | anlaşma, uzlaşma | Les deux parties ont finalement trouvé un accord. İki taraf sonunda bir anlaşmaya vardı. |
| 8 | afin que | -sin diye, -mesi için | Je parle lentement afin que tout le monde comprenne. Herkes anlasın diye yavaş konuşuyorum. |
| 9 | ainsi que | ve de, ile birlikte | Le directeur ainsi que ses collaborateurs assisteront à la réunion. Müdür ve çalışma arkadaşları da toplantıya katılacak. |
| 10 | au bout de | -in sonunda, sonra | Au bout de trois heures d'attente, nous avons enfin pu entrer. Üç saatlik beklemenin sonunda nihayet içeri girebildik. |
| 11 | au cas où | olur da, -ir diye | Prends ton parapluie au cas où il pleuvrait. Olur da yağmur yağar diye şemsiyeni al. |
| 12 | au cours de | sırasında, boyunca | Au cours de sa carrière, il a écrit vingt romans. Kariyeri boyunca yirmi roman yazdı. |
| 13 | au dernier moment | son anda | Il a annulé son voyage au dernier moment. Seyahatini son anda iptal etti. |
| 14 | au fond | aslında, özünde | Il a l'air sévère, mais au fond, il est très gentil. Sert görünüyor ama aslında çok iyi biri. |
| 15 | au sujet de | hakkında, konusunda | J'aimerais vous parler au sujet de votre fils. Oğlunuz hakkında sizinle konuşmak istiyorum. |
| 16 | avant que | -meden önce | Rentrons à la maison avant qu'il fasse nuit. Hava kararmadan eve dönelim. |
| 17 | avoir du mal à | -mekte zorlanmak | J'ai du mal à me concentrer quand il y a du bruit. Gürültü olduğunda konsantre olmakta zorlanıyorum. |
| 18 | avoir lieu | gerçekleşmek, yapılmak | Le festival aura lieu du 5 au 10 juillet. Festival 5-10 Temmuz tarihleri arasında yapılacak. |
| 19 | le besoin | ihtiyaç, gereksinim | Les personnes âgées ont besoin de compagnie et d'attention. Yaşlıların arkadaşlığa ve ilgiye ihtiyacı vardır. |
| 20 | bien que | -e rağmen, -se de | Bien qu'il soit fatigué, il a terminé son rapport. Yorgun olmasına rağmen raporunu bitirdi. |
| 21 | le bien-être | iyi oluş, esenlik | Le sport contribue à notre bien-être physique et mental. Spor fiziksel ve zihinsel iyi oluşumuza katkıda bulunur. |
| 22 | c'est pourquoi | bu yüzden, işte bu nedenle | Il était malade, c'est pourquoi il n'est pas venu. Hastaydı, bu yüzden gelmedi. |
| 23 | le cadre | yönetici, çerçeve | Les cadres de l'entreprise se réunissent chaque lundi matin. Şirketin yöneticileri her pazartesi sabahı toplanıyor. |
| 24 | la cause | neden, sebep, dava | La police cherche encore la cause de l'incendie. Polis yangının nedenini hâlâ araştırıyor. |
| 25 | ce dont | -diği şey (de ile) | Ce dont j'ai besoin, c'est d'un peu de repos. İhtiyacım olan şey biraz dinlenmek. |
| 26 | celui-ci (celle-ci) | bu, bu olan | Entre ces deux robes, je préfère nettement celle-ci. Bu iki elbise arasında açıkça bunu tercih ederim. |
| 27 | d'ailleurs | zaten, üstelik | Je n'aime pas ce film, d'ailleurs personne ne l'aime. Bu filmi sevmiyorum, zaten kimse sevmiyor. |
| 28 | d'un côté... de l'autre | bir yandan ... öte yandan | D'un côté, ce travail est bien payé ; de l'autre, il est stressant. Bir yandan bu iş iyi para kazandırıyor; öte yandan stresli. |
| 29 | dans ce cas | bu durumda, o hâlde | Tu es malade ? Dans ce cas, reste à la maison. Hasta mısın? O hâlde evde kal. |
| 30 | de moins en moins | gittikçe daha az | Les jeunes lisent de moins en moins de journaux papier. Gençler gittikçe daha az basılı gazete okuyor. |
| 31 | de plus | ayrıca, üstelik | Cet hôtel est trop cher ; de plus, il est loin du centre. Bu otel çok pahalı; üstelik merkeze de uzak. |
| 32 | de plus en plus | gittikçe daha çok | De plus en plus de gens travaillent depuis chez eux. Gittikçe daha fazla insan evden çalışıyor. |
| 33 | de toute façon | nasılsa, her hâlükârda | Ne te dépêche pas, de toute façon le film a déjà commencé. Acele etme, nasılsa film çoktan başladı. |
| 34 | la demande | talep, istek, başvuru | Votre demande de visa sera traitée dans un délai d'un mois. Vize başvurunuz bir ay içinde işleme alınacak. |
| 35 | depuis que | -den beri | Depuis qu'elle habite à Lyon, elle est plus heureuse. Lyon'da yaşadığından beri daha mutlu. |
| 36 | le développement | gelişme, kalkınma | Le développement du tourisme a transformé ce petit village. Turizmin gelişmesi bu küçük köyü dönüştürdü. |
| 37 | la direction | yönetim, yön | La direction a annoncé la fermeture du magasin. Yönetim mağazanın kapanacağını duyurdu. |
| 38 | le doute | şüphe, kuşku | J'ai des doutes sur l'honnêteté de ce vendeur. Bu satıcının dürüstlüğünden şüphe ediyorum. |
| 39 | du coup | bu yüzden, dolayısıyla | J'ai raté le dernier métro, du coup je suis rentré à pied. Son metroyu kaçırdım, bu yüzden eve yürüyerek döndüm. |
| 40 | du moins | en azından | Il viendra demain, du moins c'est ce qu'il m'a dit. Yarın gelecek, en azından bana öyle söyledi. |
| 41 | en particulier | özellikle | J'aime la cuisine italienne, en particulier les pâtes fraîches. İtalyan mutfağını, özellikle taze makarnayı severim. |
| 42 | en raison de | nedeniyle, dolayı | Le musée est fermé en raison d'une grève du personnel. Müze personel grevi nedeniyle kapalı. |
| 43 | en tout cas | her hâlükârda, her durumda | Je ne sais pas s'il viendra ; en tout cas, je l'ai invité. Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum; her hâlükârda onu davet ettim. |
| 44 | l'ensemble (m.) | bütün, tüm, takım | L'ensemble du personnel est invité à la fête de fin d'année. Tüm personel yıl sonu partisine davetli. |
| 45 | l'époque (f.) | dönem, çağ | À cette époque-là, il n'y avait pas de téléphone portable. O dönemde cep telefonu yoktu. |
| 46 | l'État (m.) | devlet | L'État doit garantir l'accès aux soins pour tous. Devlet herkesin sağlık hizmetine erişimini güvence altına almalıdır. |
| 47 | face à | karşısında, karşı karşıya | Face à la crise, le gouvernement a pris des mesures urgentes. Kriz karşısında hükümet acil önlemler aldı. |
| 48 | la façon | biçim, şekil, tarz | Je n'aime pas sa façon de parler aux serveurs. Garsonlarla konuşma biçimini sevmiyorum. |
| 49 | faire confiance à | güvenmek | Tu peux faire confiance à ce garagiste, il est honnête. Bu tamirciye güvenebilirsin, dürüsttür. |
| 50 | faire de son mieux | elinden gelenin en iyisini yapmak | Ne t'inquiète pas, je vais faire de mon mieux. Merak etme, elimden gelenin en iyisini yapacağım. |
| # | Fransızca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | le fait | olgu, gerçek | Le fait qu'il soit parti sans rien dire m'a surpris. Hiçbir şey söylemeden gitmiş olması beni şaşırttı. |
| 52 | le genre | tür, çeşit | Quel genre de musique écoutes-tu quand tu travailles ? Çalışırken ne tür müzik dinliyorsun? |
| 53 | le jeu de société | kutu oyunu | Le dimanche, nous jouons à des jeux de société en famille. Pazar günleri ailece kutu oyunları oynuyoruz. |
| 54 | jusqu'à ce que | -ene kadar | Je resterai ici jusqu'à ce que tu reviennes. Sen dönene kadar burada kalacağım. |
| 55 | juste | adil, doğru | Notre professeur est sévère, mais il est juste avec tout le monde. Öğretmenimiz serttir ama herkese karşı adildir. |
| 56 | la justice | adalet, yargı | Les familles des victimes demandent que justice soit faite. Kurbanların aileleri adaletin yerine gelmesini istiyor. |
| 57 | même si | -se bile | Même s'il pleut demain, nous irons à la plage. Yarın yağmur yağsa bile plaja gideceğiz. |
| 58 | la mesure | önlem, ölçü | Le gouvernement a pris des mesures pour protéger les forêts. Hükümet ormanları korumak için önlemler aldı. |
| 59 | le/la ministre | bakan | La ministre de la Santé a visité l'hôpital hier matin. Sağlık Bakanı dün sabah hastaneyi ziyaret etti. |
| 60 | le mode de vie | yaşam tarzı | Il a changé de mode de vie en s'installant à la campagne. Kırsala yerleşerek yaşam tarzını değiştirdi. |
| 61 | le moyen | araç, yol, imkân | Le vélo est le moyen de transport le plus écologique. Bisiklet en çevreci ulaşım aracıdır. |
| 62 | moyen (moyenne) | orta, ortalama | Il est de taille moyenne et porte des lunettes. Orta boylu ve gözlük takıyor. |
| 63 | n'importe où | herhangi bir yerde, her yerde | Avec cet ordinateur portable, tu peux travailler n'importe où. Bu dizüstü bilgisayarla her yerde çalışabilirsin. |
| 64 | n'importe qui | herhangi biri, kim olsa | Ce n'est pas difficile, n'importe qui peut le faire. Zor değil, bunu kim olsa yapabilir. |
| 65 | n'importe quoi | herhangi bir şey, saçma sapan şey | Ne dis pas n'importe quoi, tu ne le connais pas ! Saçmalama, onu tanımıyorsun bile! |
| 66 | nombreux (nombreuse) | çok sayıda, kalabalık | De nombreux touristes visitent ce château chaque année. Her yıl çok sayıda turist bu şatoyu ziyaret ediyor. |
| 67 | notamment | özellikle, bilhassa | Il aime les sports d'hiver, notamment le ski. Kış sporlarını, özellikle kayağı sever. |
| 68 | l'occasion (f.) | fırsat, vesile | J'ai eu l'occasion de visiter le Canada l'an dernier. Geçen yıl Kanada'yı ziyaret etme fırsatım oldu. |
| 69 | l'offre (f.) | teklif, arz | Il a accepté une offre d'emploi dans une grande banque. Büyük bir bankadan gelen iş teklifini kabul etti. |
| 70 | l'origine (f.) | köken, kaynak | Ce plat est d'origine italienne, mais il est très populaire en France. Bu yemek İtalyan kökenli ama Fransa'da çok popüler. |
| 71 | par contre | buna karşın, öte yandan | Le repas était délicieux, par contre le service était lent. Yemek çok lezzetliydi, buna karşın servis yavaştı. |
| 72 | par rapport à | -e göre, -e kıyasla | Les prix ont beaucoup augmenté par rapport à l'année dernière. Fiyatlar geçen yıla kıyasla çok arttı. |
| 73 | le parti | parti | Il est membre d'un parti écologiste depuis dix ans. On yıldır bir çevreci partinin üyesi. |
| 74 | particulier (particulière) | özel, belirli, kendine özgü | Ce fromage a un goût très particulier. Bu peynirin çok kendine özgü bir tadı var. |
| 75 | la période | dönem, süre | Décembre est une période très chargée pour les commerçants. Aralık esnaf için çok yoğun bir dönemdir. |
| 76 | peu à peu | yavaş yavaş, azar azar | Peu à peu, il s'est habitué à sa nouvelle vie. Yavaş yavaş yeni hayatına alıştı. |
| 77 | le point de vue | bakış açısı | Je comprends ton point de vue, mais je ne suis pas d'accord. Bakış açını anlıyorum ama katılmıyorum. |
| 78 | la politique | siyaset, politika | Je ne m'intéresse pas beaucoup à la politique nationale. Ulusal siyasete pek ilgi duymuyorum. |
| 79 | la population | nüfus, halk | La population de la ville a doublé en trente ans. Şehrin nüfusu otuz yılda ikiye katlandı. |
| 80 | pour que | -sin diye, -mesi için | Je t'explique encore une fois pour que ce soit clair. Açık olsun diye sana bir kez daha anlatıyorum. |
| 81 | le pouvoir | iktidar, güç, yetki | Ce parti est au pouvoir depuis huit ans. Bu parti sekiz yıldır iktidarda. |
| 82 | le public | seyirci, izleyici kitlesi, halk | Le public était enthousiaste pendant tout le concert. Seyirciler konser boyunca çok coşkuluydu. |
| 83 | la raison | sebep, akıl | Pour quelle raison as-tu refusé cette offre d'emploi ? Bu iş teklifini hangi sebeple reddettin? |
| 84 | le rapport | rapor, ilişki | Je dois rendre ce rapport avant la fin de la semaine. Bu raporu hafta bitmeden teslim etmem gerekiyor. |
| 85 | le risque | risk, tehlike | Fumer augmente fortement le risque de maladies cardiaques. Sigara içmek kalp hastalıkları riskini büyük ölçüde artırır. |
| 86 | le rôle | rol, görev | Il a obtenu le rôle principal dans la nouvelle série. Yeni dizide başrolü kaptı. |
| 87 | sans doute | muhtemelen, herhalde | Il est sans doute bloqué dans les embouteillages. Muhtemelen trafikte sıkışıp kalmıştır. |
| 88 | le savoir | bilgi, birikim | Internet a rendu le savoir accessible à tout le monde. İnternet bilgiyi herkes için erişilebilir kıldı. |
| 89 | la scène | sahne | Les musiciens sont montés sur scène à vingt et une heures. Müzisyenler saat yirmi birde sahneye çıktı. |
| 90 | se mettre à | başlamak, koyulmak | Dès qu'il est rentré, il s'est mis à travailler. Eve döner dönmez çalışmaya koyuldu. |
| 91 | se mettre d'accord | anlaşmaya varmak, uzlaşmak | Nous nous sommes mis d'accord sur la date du voyage. Yolculuğun tarihi konusunda anlaştık. |
| 92 | se passer de | -sız yapabilmek, vazgeçebilmek | Je ne peux pas me passer de café le matin. Sabahları kahvesiz yapamam. |
| 93 | se rendre (à) | gitmek | Je me rends à Paris chaque mois pour le travail. İş için her ay Paris'e gidiyorum. |
| 94 | le siècle | yüzyıl, asır | Cette église a été construite au douzième siècle. Bu kilise on ikinci yüzyılda inşa edildi. |
| 95 | la situation | durum, konum | La situation économique du pays s'est améliorée cette année. Ülkenin ekonomik durumu bu yıl iyileşti. |
| 96 | la source | kaynak, pınar | Un bon journaliste doit toujours vérifier ses sources. İyi bir gazeteci kaynaklarını her zaman doğrulamalıdır. |
| 97 | le sous-titre | altyazı | Je regarde les films en version originale avec des sous-titres. Filmleri orijinal dilinde altyazılı izliyorum. |
| 98 | tout d'abord | her şeyden önce, ilk olarak | Tout d'abord, je voudrais remercier tous les participants. Her şeyden önce bütün katılımcılara teşekkür etmek istiyorum. |
| 99 | tout de même | yine de, gene de | Il pleuvait, mais nous sommes sortis tout de même. Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktık. |
| 100 | les travaux (m. pl.) | inşaat, tadilat | Les travaux dans la cuisine dureront trois semaines. Mutfaktaki tadilat üç hafta sürecek. |
B1'den sonra ne var?
Bu listeyi bitirdiğinde sıradaki seviye Fransızca B2. Diğer seviyeler: Fransızca A1, Fransızca A2, Fransızca B2. Hepsini tek sayfada görmek için Fransızca kelimeler sayfasına bak.
Bu kelimeleri oyunlarla ve kelime kartlarıyla çalışmak istersen Fransızca kelime oyunları sayfasına bak.
Okuma pratiği: Bu seviyenin kelimelerini bir hikâyenin içinde görmek için B1 hikâyesi: Le poste imaginé sayfasını oku; her cümle renkli Türkçe çevirisiyle. Diğer hikâyeler Fransızca Hikâyeler sayfasında.
Fransızca B1 kelimeleriyle çalışmaya başla
Kelime kartları, aralıklı tekrar ve dokuz oyun bu kelimelerle çalışıyor. Fransızca havuzu Premium üyelikle açılıyor. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.
Uygulamada çalış