Türkçe Konuşanların En Sık Karıştırdığı İngilizce Kelimeler
Türkçede tek kelime, İngilizcede iki ya da üç. En sık karıştırılan 20 grup ve aralarındaki gerçek fark.
Belli bir seviyeden sonra hatalarının bir düzeni olduğunu fark edersin. Türkçe konuşanlar hep aynı kelimeleri karıştırır. Sebebi basit: Türkçede tek kelimeyle karşılanan şey İngilizcede ikiye, üçe ayrılır.
“Kazanmak” bunun en net örneği: Türkçede tek kelime, İngilizcede üç ayrı fiil (win, earn, gain) ve hangisini seçeceğin bağlama bağlı. Bu tür ayrımları bilmemek anlaşılmanı engellemez ama konuşmanı sürekli “çeviri gibi” gösterir.
Aşağıda en sık karıştırılan 20 grup var. Hepsini bir kerede ezberlemeye çalışma; kendinde tanıdıklarını işaretle, önce onlarla çalış.
| Kelimeler | Fark | Örnek kullanım |
|---|---|---|
| make / do | make = üretmek, ortaya çıkarmak · do = bir işi yapmak, yerine getirmek | make a cake, a decision, a mistake, money, plans, noise do homework, the dishes, exercise, business, research, a favour |
| say / tell | say = söylemek (kime olduğunu belirtmeden) · tell = anlatmak (kime olduğunu belirterek) | He said hello. He told me the truth. “say to someone” yerine “tell someone” kullanılır. |
| borrow / lend | borrow = ödünç almak · lend = ödünç vermek | Can I borrow your pen? — Sure, I'll lend it to you. |
| bring / take | bring = buraya getirmek · take = oradan götürmek | Bring your laptop to the meeting. Take this file to Ali. |
| come / go | come = konuşanın olduğu yere doğru · go = konuşandan uzağa doğru | Come here! · I have to go now. |
| watch / see / look at | watch = izlemek (süreli, hareketli) · see = görmek (istemsiz) · look at = bakmak (istemli) | I watch films. I saw her yesterday. Look at this photo. |
| hear / listen to | hear = duymak (istemsiz) · listen to = dinlemek (istemli) | I heard a noise. I listen to music every evening. |
| remember / remind | remember = hatırlamak · remind = hatırlatmak | I don't remember his name. Remind me to call the bank. |
| learn / teach / study | learn = öğrenmek · teach = öğretmek · study = ders çalışmak | She teaches English. I study two hours a day and I learn new words. |
| win / earn / gain | win = kazanmak (yarışma, ödül) · earn = kazanmak (para, emekle) · gain = elde etmek (deneyim, kilo) | He won the match. She earns a good salary. I gained experience. |
| lose / miss | lose = kaybetmek · miss = kaçırmak; özlemek | I lost my wallet. I missed the bus. I miss my family. |
| travel / trip / journey / voyage | travel = seyahat etmek (fiil) · trip = kısa gezi · journey = yol, yolculuk · voyage = deniz yolculuğu | I love to travel. We took a short trip. The journey took six hours. |
| economic / economical | economic = ekonomiyle ilgili · economical = tasarruflu | the economic crisis · an economical car |
| sensible / sensitive | sensible = mantıklı, akıllıca · sensitive = hassas, duyarlı | That's a sensible decision. She's very sensitive to criticism. |
| historic / historical | historic = tarihî öneme sahip · historical = tarihe ilişkin | a historic victory · a historical novel |
| affect / effect | affect = etkilemek (fiil) · effect = etki (isim) | The weather affects my mood. It had a strong effect on me. |
| advice / advise | advice = tavsiye (isim, sayılamaz) · advise = tavsiye etmek (fiil) | Can you give me some advice? I advise you to wait. |
| beside / besides | beside = yanında · besides = ayrıca, -in yanı sıra | Sit beside me. Besides, it's too late. |
| fun / funny | fun = eğlenceli, keyifli · funny = komik, gülünç | The party was fun. His joke was funny. |
| boring / bored | boring = sıkıcı (bir şeyin özelliği) · bored = sıkılmış (kişinin hâli) | The film was boring, so I was bored. |
Bu ayrımları kalıcı hâle getirmenin yolu
Bu konuda kural okumak pek işe yaramaz, konuşurken kuralı hatırlamaya vaktin olmaz. Yapman gereken, doğru eşleşmeyi öbek olarak ezberlemek.
Yani “make mi do mu?” diye düşünmek yerine make a decision, do the dishes kalıplarını tek bir birim gibi öğrenirsin. Anadili İngilizce olanlar da böyle yapar; kural düşünmezler, kalıbı hatırlarlar.
En sinsi üçü
make / do
Kaba bir ayrım var ve çoğu durumda işler: make ortada olmayan bir şeyi ortaya çıkarır (kek, karar, hata, plan, gürültü); do zaten var olan bir işi yerine getirir (ödev, bulaşık, egzersiz, araştırma). Ama istisnalar var, o yüzden kalıp ezberi kuraldan güvenlidir.
say / tell
Kısa yol: tell'in hemen ardından kime söylendiği gelir, say'in gelmez. tell me ✓, say me ✗. Söylenen şeyi kime söylediğini belirtmeden aktarıyorsan say, belirtiyorsan tell.
-ing / -ed sıfatları
Bu hem çok yaygın hem de düzeltmesi kolay bir hata. -ing bir şeyin özelliğidir, -ed kişinin hâlidir. “I am boring” demek “ben sıkıcı biriyim” anlamına gelir. Söylemek istediğin büyük ihtimalle “I am bored” (sıkıldım). Aynı mantık interesting/interested, tiring/tired, surprising/surprised, confusing/confused için de geçerli.
Karıştırdıklarını ayrı listede çalış
Renkli Kelime yanlış yaptığın kelimeleri otomatik olarak “Zor Kelimelerim” listesinde toplar; oradan tek tuşla o kelimelerle çalışmaya başlayabilirsin.
Çalışmaya Başlaİlgili yazılar
Fiil kalıpları için en çok kullanılan 55 phrasal verb; kelimenin cümledeki yeri için İngilizce kelime türleri.
Diğer dillerde karıştırılanlar
Benzer tuzaklar her dilde var, hatta bazıları daha sinsi: Almanca das Gift "hediye" değil zehir demektir, bekommen "olmak" değil almaktır. İspanyolca embarazada "utanmış" değil hamile, İtalyanca morbido "hastalıklı" değil yumuşak anlamına gelir.
Bu dillerde de kelimeyi örnek cümlesiyle öğrenmek gerekiyor: Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca listelerinde her kelimenin yanında cümlesi var.