En Çok Kullanılan 55 Phrasal Verb (Türkçe Anlamlarıyla)
get, take, put, look, turn… Ana fiillerine göre gruplanmış 55 phrasal verb ve nesnenin nereye konacağının kuralı.
Phrasal verb, bir fiilin bir edat ya da zarfla birleşip yeni ve çoğu zaman tahmin edilemez bir anlam kazanmasıdır. look “bakmak”, after “sonra” demektir ama look after “bakmak, göz kulak olmak” anlamına gelir. Parçaları bilmek bütünü anlamana yetmez.
Türkçede bu iş çoğunlukla tek bir fiille ya da bir ekle çözüldüğü için phrasal verb'ler bize zor gelir. Ama onlardan kaçamazsın, gündelik İngilizce phrasal verb'lerle dolu. “I'm looking for my keys” demek yerine “I'm searching my keys” demek anlaşılır olsa da yabancı durur.
Önce üç kural: ayrılabilir mi, ayrılamaz mı?
Nesnenin nereye konacağı phrasal verb'ün türüne bağlıdır. En sık hatalar da burada yapılır:
- Ayrılabilenler. Nesne araya da girebilir, sona da: turn on the light = turn the light on. Ama nesne zamirse araya girmek zorundadır: turn it on ✓ / turn on it ✗.
- Ayrılamayanlar. Fiil ve edat hiç ayrılmaz: look after the baby ✓ / look the baby after ✗. Zamirle de aynı: look after her.
- Üç parçalılar. put up with, look forward to, come up with, run out of gibi fiiller hiç bölünmez, nesne hep sona gelir.
Kural ezberlemek yerine daha pratik bir yol var: phrasal verb'ü her zaman bir örnek cümleyle öğren. Doğru dizilimi cümleden kendiliğinden öğrenirsin.
get ile kurulanlar
get, İngilizcede en çok phrasal verb kuran fiillerden biri. Tek başına “almak, elde etmek” demek ama phrasal verb'lerde “hareket” ve “durum değişimi” anlamı taşır.
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| get up | yataktan kalkmak | I get up at seven every morning. |
| get on | (otobüse, trene) binmek | She got on the bus at the last stop. |
| get off | (araçtan) inmek | We get off at the next station. |
| get on with | -yle iyi geçinmek | He gets on with his colleagues very well. |
| get over | üstesinden gelmek, atlatmak | It took her a month to get over the flu. |
| get back | geri dönmek; geri almak | I'll call you when I get back home. |
| get rid of | -den kurtulmak | We need to get rid of these old boxes. |
take ile kurulanlar
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| take off | (uçak) kalkmak; (giysi) çıkarmak | The plane takes off at noon. |
| take up | (bir uğraşa) başlamak | She took up swimming last year. |
| take care of | -e bakmak, ilgilenmek | Can you take care of my cat this weekend? |
| take back | geri almak (sözünü, eşyayı) | I take back what I said. |
| take part in | -e katılmak | Forty students took part in the competition. |
put ile kurulanlar
Dikkat: put off (ertelemek) ile put out (söndürmek) arasındaki fark yalnızca edattan geliyor ve anlamlarının birbiriyle hiçbir ilgisi yok. Phrasal verb'leri neden tek tek öğrenmen gerektiğini bu örnek iyi gösteriyor.
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| put on | giymek, takmak | Put on your coat, it's cold outside. |
| put off | ertelemek | They put off the meeting until Friday. |
| put out | (ateşi, ışığı) söndürmek | Firefighters put out the fire in an hour. |
| put up with | tahammül etmek, katlanmak | I can't put up with this noise any longer. |
| put away | yerine koymak, kaldırmak | Please put away your toys. |
look ile kurulanlar
look for (aramak) ile look after (bakmak) en çok karıştırılan ikilidir. Kısa bir hatırlatıcı: for bir hedefi gösterir (aradığın şey), after bir sorumluluğu (peşinden gittiğin kişi).
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| look for | aramak | I'm looking for my keys. |
| look after | bakmak, göz kulak olmak | Who looks after the children? |
| look forward to | sabırsızlıkla beklemek | I look forward to hearing from you. |
| look up | (sözlükte) aramak | Look up the word if you don't know it. |
| look out | dikkat etmek | Look out! There's a car coming. |
turn ile kurulanlar
Bu grup çiftler hâlinde çalışır: on/off cihazları açıp kapatır, up/down ise sesi açıp kısar. Aynı çift “reddetmek” ile “çıkagelmek” anlamlarını da taşır.
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| turn on | açmak (cihaz, ışık) | Can you turn on the lights? |
| turn off | kapatmak (cihaz, ışık) | Don't forget to turn off the oven. |
| turn up | çıkagelmek; sesi açmak | He turned up two hours late. |
| turn down | reddetmek; sesi kısmak | She turned down the job offer. |
| turn into | -e dönüşmek | The rain turned into snow overnight. |
come ve go ile kurulanlar
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| come across | (rastgele) rastlamak | I came across an old photo of us. |
| come up with | (fikir) bulmak, üretmek | She came up with a brilliant idea. |
| come back | geri gelmek | Come back when you're ready. |
| go on | devam etmek | Go on, I'm listening. |
| go out | dışarı çıkmak | We go out for dinner every Friday. |
| go over | gözden geçirmek | Let's go over the plan one more time. |
| go through | (zor bir şey) yaşamak, geçirmek | He's going through a difficult time. |
break ve run ile kurulanlar
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| break down | bozulmak (araç, makine) | My car broke down on the way home. |
| break up | ayrılmak (ilişki) | They broke up after five years. |
| break into | zorla girmek | Someone broke into the shop last night. |
| run out of | -i tüketmek, bitmek | We've run out of milk. |
| run into | -e rastlamak | I ran into an old friend at the airport. |
Diğer sık kullanılanlar
| Phrasal verb | Türkçe | Örnek |
|---|---|---|
| find out | öğrenmek, ortaya çıkarmak | How did you find out about this? |
| figure out | çözmek, anlamak | I can't figure out how this works. |
| work out | spor yapmak; sonuç vermek | It all worked out in the end. |
| carry out | yürütmek, gerçekleştirmek | They carried out a survey last month. |
| give up | vazgeçmek, bırakmak | Don't give up so easily. |
| give back | geri vermek | Give back the book when you finish. |
| bring up | yetiştirmek; gündeme getirmek | She brought up an important point. |
| call off | iptal etmek | The match was called off because of rain. |
| set up | kurmak, oluşturmak | They set up a small company. |
| show up | gelmek, ortaya çıkmak | Only three people showed up. |
| grow up | büyümek (çocukluktan) | I grew up in a small town. |
| hang out | takılmak, vakit geçirmek | We hang out at the same café. |
| make up | uydurmak | He made up the whole story. |
| pick up | almak, teslim almak | I'll pick you up at eight. |
| sign up | kaydolmak | I signed up for an English course. |
| fill in | (form) doldurmak | Please fill in this form. |
Bu 55 phrasal verb'ü kalıcı hâle getirmek
- Günde bir grup. Sekiz grup var, sekiz güne yay. Her gün o grubun cümlelerini yüksek sesle oku.
- Kendi cümlelerini kur. Tablodaki cümleyi okuduktan sonra aynı phrasal verb'le kendi hayatına dair bir cümle yaz. En çok işe yarayan adım bu.
- Zamir testi yap. Ayrılabilir olanlarda nesneyi zamire çevirip tekrarla: turn it on, put it off, pick her up. Böylece doğru dizilim zamanla otomatikleşir.
- Karıştırdıklarını ayır. look for / look after, put off / put out, turn up / turn down gibi çiftleri ayrı bir listede topla ve yalnızca onlarla çalış.
Fiillerle hedefli çalış
Renkli Kelime'de kelime türü filtresinden yalnızca fiilleri seçip oyunlarla ya da kartlarla çalışabilirsin.
Çalışmaya Başlaİlgili yazılar
Bu 50 fiilin ötesine geçmek istersen A1–C1 phrasal verbs listesinde 842 fiil ve 1.421 anlam var; her anlam kalıbı ve renkli örnek cümlesiyle.
Fiillerin geçmiş hâlleri için düzensiz fiiller tam listesi; edat seçiminin mantığı için İngilizce kelime türleri.
Almanca'nın phrasal verb'leri: ayrılabilir fiiller
Phrasal verb mantığı İngilizce'ye özgü sanılır ama Almanca'da çok daha sistemli bir karşılığı vardır: ayrılabilir fiiller. stehen "durmak", aufstehen ise "kalkmak" demektir. Tıpkı give ile give up gibi, ön ek anlamı tamamen değiştirir.
Almanca'da ise bu ön ek cümle kurulurken fiilden kopar ve sona gider: Ich stehe um sieben Uhr auf. O yüzden ayrılabilir fiilleri cümle içinde görerek öğrenmen gerekir; Almanca A1 listesindeki fiiller örnek cümlesiyle birlikte veriliyor.