Ana Sayfa›İngilizce Kelimeler›İngilizce Phrasal Verbs Listesi
Phrasal Verbs

İngilizce Phrasal Verbs Listesi

A1'den C1'e 842 phrasal verb ve 1.421 anlam. Aşağıda A1 ve A2'nin en sık kullanılan 100 anlamı; kalıbı, Türkçe karşılığı ve renkli örnek cümlesiyle.

1.421 anlam842 fiilrenkli örnek cümleli

Phrasal verb'ü zor yapan şey anlamın fiilden değil, parçacıktan gelmesi. Get up, get over, get away with: üçünün de fiili aynı ama anlamları bambaşka. Üstelik aynı phrasal verb birden çok anlam taşıyabiliyor. Pick up hem "yerden almak", hem "arabayla almak", hem de "kulaktan öğrenmek" demek. Bu yüzden listede her anlam ayrı satırda ve kendi örnek cümlesiyle duruyor.

İkinci zorluk yapı. Bazı phrasal verb'ler nesneyi araya alır (call you back), bazıları almaz (look after the kids), bazıları hiç nesne almaz (wake up). Her satırdaki kalıp bilgisi bunu gösteriyor: sb "birini", sth "bir şeyi" anlatır; parantezdeki not fiilin ayrılıp ayrılmadığını söyler.

Renkler ne anlatıyor? Örnek cümlede aynı renk, aynı anlam demek: İngilizce cümlenin pembe parçası Türkçe cümlenin pembe parçasına karşılık geliyor. Böylece phrasal verb'ün Türkçede hangi kelimeye döndüğünü çeviriyi ezberlemeden görüyorsun. I'll call you back → seni sonra ararım.

Bütün listeyi kartlarla çalış

1.421 anlamın hepsi uygulamada ayrı bir çalışma havuzu olarak hazır: kelime kartları, aralıklı tekrar, üç test (boşluk doldurmada ayrılan fiil iki boşlukla soruluyor) ve sözlük. Phrasal Verbs havuzu Premium üyelikle açılıyor.

Phrasal Verbs havuzunu aç

A1 88 anlam

#Phrasal verb · kalıpTürkçeÖrnek cümle
1be backbe back (nesnesiz)geri dönmek, dönmüş olmakI'll be back in ten minutes.
On dakika içinde dönerim.
2call back 1call sb back (ayrılabilir)geri aramak, tekrar telefon etmekI'm busy now, I'll call you back later.
Şimdi meşgulüm, seni sonra ararım.
3call back 2call back (nesnesiz)tekrar uğramak, sonra gelmekThe engineer will call back on Thursday.
Mühendis perşembe günü tekrar uğrayacak.
4come back 1come back (nesnesiz)geri dönmekShe came back from Berlin last night.
Dün gece Berlin'den geri döndü.
5come back 2come back (nesnesiz)(moda) geri gelmek, yeniden moda olmakWide trousers are coming back this year.
Bol paçalı pantolonlar bu yıl geri geliyor.
6come back 3come back to sb (üç parçalı, ayrılmaz)aklına gelmek, hatırlanmakSuddenly his name came back to me.
Birden adı aklıma geldi.
7come from 1come from sth (ayrılmaz)-den gelmek, memleketi olmakMy best friend comes from Izmir.
En yakın arkadaşım İzmirlidir.
8come from 2come from sth (ayrılmaz)kaynaklanmak, ileri gelmekThat noise comes from the old fridge.
O ses eski buzdolabından geliyor.
9come in 1come in (nesnesiz)içeri girmekCome in and take a seat, please.
Lütfen içeri girin ve oturun.
10come in 2come in (nesnesiz)(tren, uçak) gelmek, varmakThe train comes in at six fifteen.
Tren altıyı on beş geçe geliyor.
11come in 3come in (nesnesiz)(yarışta) derece almak, ... gelmekShe came in second in the race.
Yarışta ikinci geldi.
12come on 1come on (nesnesiz)hadi, çabuk ol, davranmakCome on, we're going to miss the train!
Hadi, treni kaçıracağız!
13come on 2come on (nesnesiz)(ışık, cihaz) yanmak, çalışmaya başlamakThe street lights come on at seven.
Sokak lambaları yedide yanar.
14come on 3come on (nesnesiz)(hastalık) gelmek, başlamakI can feel a cold coming on.
Nezle olmaya başladığımı hissediyorum.
15eat ineat in (nesnesiz)evde yemek yemekShall we eat in tonight instead?
Bu akşam onun yerine evde mi yesek?
16eat up 1eat sth up (ayrılabilir)yiyip bitirmek, hepsini yemekEat up your vegetables before dessert.
Tatlıdan önce sebzelerini bitir.
17eat up 2eat sth up (ayrılabilir)tüketmek, yiyip bitirmekThese repairs are eating up all my savings.
Bu tamirler tüm birikimimi yiyip bitiriyor.
18fall down 1fall down (nesnesiz)düşmek, yere düşmekThe little boy fell down and started crying.
Küçük çocuk düştü ve ağlamaya başladı.
19fall down 2fall down (nesnesiz)yıkılmak, çökmekThe old wall fell down in the storm.
Eski duvar fırtınada yıkıldı.
20fall over 1fall over (nesnesiz)devrilmek, yere kapaklanmakShe slipped on the ice and fell over.
Buzda kaydı ve yere kapaklandı.
21fall over 2fall over sth (ayrılmaz)takılıp düşmekI fell over a box in the dark hallway.
Karanlık koridorda bir kutuya takılıp düştüm.
22fill up 1fill sth up (ayrılabilir)doldurmak, ağzına kadar doldurmakCould you fill up my glass, please?
Bardağımı doldurabilir misin lütfen?
23fill up 2fill up (nesnesiz)dolmak, ağzına kadar dolmakThe room filled up quickly before the concert.
Konserden önce oda hızla doldu.
24fold up 1fold sth up (ayrılabilir)katlamak, katlayıp toplamakHe folded up the map and put it away.
Haritayı katlayıp kaldırdı.
25fold up 2fold up (nesnesiz)katlanmak, katlanabilmekThis chair folds up for easy storage.
Bu sandalye kolay saklansın diye katlanıyor.
26get in 1get in (nesnesiz)(araca) binmek, içeri girmekGet in, I will drive you home.
Bin, seni eve bırakayım.
27get in 2get in (nesnesiz)(eve, işe) varmak, gelmekWe got in very late last night.
Dün gece eve çok geç geldik.
28get out 1get out (nesnesiz)dışarı çıkmakThe dog got out through the open gate.
Köpek açık kapıdan dışarı çıktı.
29get out 2get sth out (ayrılabilir)çıkarmak, dışarı almakShe got her phone out of her bag.
Telefonunu çantasından çıkardı.
30get up 1get up (nesnesiz)(yataktan) kalkmakI get up at six on weekdays.
Hafta içi altıda kalkarım.
31get up 2get up (nesnesiz)ayağa kalkmakShe got up and walked to the window.
Ayağa kalkıp pencereye doğru yürüdü.
32go away 1go away (nesnesiz)gitmek, uzaklaşmakGo away and leave me alone!
Git ve beni rahat bırak!
33go away 2go away (nesnesiz)(ağrı, sorun) geçmekThe headache still has not gone away.
Baş ağrısı hâlâ geçmedi.
34go away 3go away (nesnesiz)tatile gitmekWe are going away for the weekend.
Hafta sonu bir yere gidiyoruz.
35go back 1go back (nesnesiz)geri dönmekI never want to go back there.
Oraya bir daha asla dönmek istemiyorum.
36go back 2go back (nesnesiz)(geçmişe) dayanmak, uzanmakOur friendship goes back twenty years.
Dostluğumuz yirmi yıl öncesine dayanıyor.
37go in 1go in (nesnesiz)içeri girmekShe knocked once and went in.
Bir kez kapıyı çaldı ve içeri girdi.
38go in 2go in (nesnesiz)(işe, okula) gitmekI have to go in early tomorrow.
Yarın işe erken gitmem gerekiyor.
39go out 1go out (nesnesiz)dışarı çıkmak, gezmeye gitmekWe go out for dinner every Saturday.
Her cumartesi akşam yemeğine çıkarız.
40go out 2go out (nesnesiz)(ışık, ateş) sönmekThe lights suddenly went out.
Işıklar birden söndü.
41go out 3go out with sb (üç parçalı, ayrılmaz)(biriyle) çıkmakShe has been going out with Tom for a year.
Bir yıldır Tom ile çıkıyor.
42hurry up 1hurry up (nesnesiz)acele etmek, çabuk olmakHurry up, we are going to be late!
Acele et, geç kalacağız!
43hurry up 2hurry sb up (ayrılabilir)acele ettirmekCan you hurry the children up, please?
Çocukları biraz acele ettirir misin?
44look at 1look at sb/sth (ayrılmaz)bakmakLook at this photo of my family.
Ailemin bu fotoğrafına bak.
45look at 2look at sth (ayrılmaz)incelemek, gözden geçirmekThe mechanic looked at my car this morning.
Tamirci bu sabah arabamı inceledi.
46look at 3look at sth (ayrılmaz)ele almak, değerlendirmekWe need to look at the problem differently.
Soruna farklı bir açıdan bakmamız gerekiyor.
47look forlook for sb/sth (ayrılmaz)aramakI'm looking for my car keys.
Araba anahtarlarımı arıyorum.
48look like 1look like sb/sth (ayrılmaz)benzemekShe looks like her mother.
Annesine benziyor.
49look like 2look like sth (ayrılmaz)gibi görünmekIt looks like rain this afternoon.
Öğleden sonra yağmur yağacak gibi görünüyor.
50pay for 1pay for sth (ayrılmaz)parasını ödemekI 'll pay for the tickets this time.
Biletlerin parasını bu sefer ben öderim.
51pay for 2pay for sth (ayrılmaz)bedelini ödemek, cezasını çekmekYou'll pay for this mistake one day.
Bu hatanın bedelini bir gün ödeyeceksin.
52plug inplug sth in (ayrılabilir)fişe takmak, prize takmakPlug the kettle in and boil some water.
Su ısıtıcısını prize tak ve su kaynat.
53point at 1point at sb/sth (ayrılmaz)işaret etmek, parmakla göstermekDon't point at people, it's rude.
İnsanları parmakla gösterme, kabalık olur.
54point at 2point sth at sb/sth (ayrılabilir)doğrultmak, yöneltmekHe pointed the camera at the children.
Kamerayı çocuklara doğrulttu.
55print outprint sth out (ayrılabilir)çıktısını almak, yazdırmakCan you print the tickets out for me?
Biletlerin çıktısını benim için alabilir misin?
56put away 1put sth away (ayrılabilir)kaldırmak, yerine koymakPut your clothes away before you go out.
Dışarı çıkmadan önce kıyafetlerini kaldır.
57put away 2put sth away (ayrılabilir)(para) biriktirmek, kenara koymakShe puts a little money away every month.
Her ay biraz para biriktiriyor.
58put back 1put sth back (ayrılabilir)yerine geri koymakPut the book back on the shelf, please.
Kitabı lütfen rafa geri koy.
59put back 2put sth back (ayrılabilir)ertelemek, geriye almakThe meeting has been put back to Tuesday.
Toplantı salıya ertelendi.
60put down 1put sth down (ayrılabilir)yere koymak, bırakmakPut the bags down and have a rest.
Çantaları yere bırak ve biraz dinlen.
61put down 2put sth down (ayrılabilir)yazmak, kaydetmekPut your name down on the list.
Adını listeye yaz.
62put down 3put sb down (ayrılabilir)aşağılamak, küçük düşürmekHe's always putting his brother down.
Sürekli kardeşini aşağılıyor.
63put on 1put sth on (ayrılabilir)(giysi) giymek, takmakPut your coat on, it's cold outside.
Montunu giy, dışarısı soğuk.
64put on 2put sth on (ayrılabilir)(cihazı) açmak, çalıştırmakShall I put the kettle on?
Su ısıtıcısını açayım mı?
65put on 3put on weight (ayrılabilir)(kilo) almakI've put on three kilos this winter.
Bu kış üç kilo aldım.
66shut up 1shut up (nesnesiz)susmak, çeneni kapamakJust shut up and listen for a minute.
Bir dakika sus da dinle.
67shut up 2shut sb up (ayrılabilir)susturmakNothing could shut him up during the meeting.
Toplantı boyunca hiçbir şey onu susturamadı.
68sign insign in (nesnesiz)giriş yapmak, deftere kaydolmakYou have to sign in at reception first.
Önce resepsiyonda giriş yapmanız gerekiyor.
69sign out 1sign out (nesnesiz)çıkış yapmakDon't forget to sign out when you leave.
Ayrılırken çıkış yapmayı unutma.
70sign out 2sign sth out (ayrılabilir)kaydettirip almak, ödünç almakYou must sign the equipment out before taking it home.
Ekipmanı eve götürmeden önce kaydettirip almalısın.
71sit down 1sit down (nesnesiz)oturmakPlease sit down and make yourself comfortable.
Lütfen oturun ve rahatınıza bakın.
72sit down 2sit down (nesnesiz)oturup görüşmek, masaya oturmakThe two sides finally sat down to discuss peace.
İki taraf sonunda barışı görüşmek için masaya oturdu.
73stand up 1stand up (nesnesiz)ayağa kalkmakEveryone stood up when the judge came in.
Hâkim içeri girince herkes ayağa kalktı.
74stand up 2stand sb up (ayrılabilir)ekmek, randevuya gitmemekShe stood him up on their first date.
İlk buluşmalarında onu ekti.
75stay instay in (nesnesiz)evde kalmak, dışarı çıkmamakWe stayed in and watched a film.
Evde kalıp film izledik.
76switch onswitch sth on (ayrılabilir)açmak (cihaz)Could you switch the lamp on, please?
Lambayı açar mısın lütfen?
77take off 1take sth off (ayrılabilir)(giysi) çıkarmakHe took off his coat and sat down.
Montunu çıkarıp oturdu.
78take off 2take off (nesnesiz)(uçak) kalkmakThe plane took off twenty minutes late.
Uçak yirmi dakika geç kalktı.
79take off 3take off (nesnesiz)birden tutmak, popüler olmakHer new business really took off last year.
Yeni işi geçen yıl gerçekten tuttu.
80talk abouttalk about sth/sb (ayrılmaz)hakkında konuşmakWe talked about our holiday plans all evening.
Bütün akşam tatil planlarımız hakkında konuştuk.
81turn off 1turn sth off (ayrılabilir)kapatmak, söndürmekPlease turn off the lights when you leave.
Çıkarken lütfen ışıkları kapatın.
82turn off 2turn off (nesnesiz)(yoldan) sapmak, ayrılmakWe turned off at the next junction.
Bir sonraki kavşaktan saptık.
83turn on 1turn sth on (ayrılabilir)açmak, çalıştırmakCan you turn the radio on, please?
Radyoyu açabilir misin lütfen?
84turn on 2turn on sb (ayrılmaz)birden saldırmak, çıkışmakThe dog suddenly turned on its owner.
Köpek birden sahibine saldırdı.
85wait for 1wait for sb/sth (ayrılmaz)beklemekI'm waiting for the bus.
Otobüsü bekliyorum.
86wait for 2wait for sb to do sth (ayrılmaz)(birinin yapmasını) beklemekWe waited for him to finish his call.
Telefonu bitirmesini bekledik.
87wake up 1wake up (nesnesiz)uyanmakI wake up at seven every morning.
Her sabah yedide uyanıyorum.
88wake up 2wake sb up (ayrılabilir)uyandırmakThe noise woke the baby up.
Gürültü bebeği uyandırdı.

A2 12 anlam

#Phrasal verb · kalıpTürkçeÖrnek cümle
89be awaybe away (nesnesiz)şehir dışında olmak, uzakta olmakMy parents are away for the weekend.
Ailem hafta sonu boyunca şehir dışında.
90be inbe in (nesnesiz)evde olmak, iş yerinde olmakIs your mother in this afternoon?
Annen bu öğleden sonra evde mi?
91be on 1be on (nesnesiz)(film, program) oynamak, gösterimde olmakWhat's on at the cinema tonight?
Bu akşam sinemada ne oynuyor?
92be on 2be on (nesnesiz)(cihaz, ışık) açık olmak, çalışıyor olmakThe heating is on in every room.
Kalorifer her odada açık.
93be out 1be out (nesnesiz)dışarıda olmak, evde olmamakSorry, Tom is out at the moment.
Üzgünüm, Tom şu anda dışarıda.
94be out 2be out (nesnesiz)(kitap, film) çıkmış olmak, yayımlanmış olmakHer second album is out next week.
İkinci albümü gelecek hafta çıkıyor.
95be up 2be up (nesnesiz)(süre) dolmak, bitmekYour time is up, please stop writing.
Süreniz doldu, lütfen yazmayı bırakın.
96go down 2go down (nesnesiz)(güneş) batmakWe watched the sun go down over the sea.
Güneşin denizin üzerinde batışını izledik.
97go off 2go off (nesnesiz)(yiyecek) bozulmakThe milk has gone off, don't drink it.
Süt bozulmuş, sakın içme.
98go on 2go on (nesnesiz)olmak, olup bitmekWhat on earth is going on in here?
Burada neler oluyor böyle?
99go up 2go up (nesnesiz)(bina) yükselmek, yapılmakNew flats are going up near the station.
İstasyonun yakınında yeni daireler yapılıyor.
100sleep oversleep over (nesnesiz)başkasının evinde kalmakCan Maya sleep over at our house tonight?
Maya bu gece bizde kalabilir mi?

B1, B2 ve C1

Liste burada bitmiyor. B1'de 385, B2'de 434, C1'de 346 anlam daha var. Bunlar orta ve ileri seviyede sık karşına çıkacak fiiller: come up with, put up with, get away with, boil down to, brush up on. Hepsi aynı düzende, yani kalıbı, Türkçe karşılığı ve renkli örnek cümlesiyle. Uygulamadaki Phrasal Verbs havuzunda ve renkli PDF setinde yer alıyorlar.

Önce tek kelimelik fiillerden emin olmak istersen düzensiz fiiller yazısına, sınava hazırlanıyorsan YDS phrasal verbs listesine bak. Kısa bir giriş için en sık 55 phrasal verb yazısı var.

Phrasal verb'leri kalıcı öğren

Uygulamada her gün 10–30 anlamlık bir deste çalışırsın. Unuttukların aralıklı tekrarla geri gelir. Bir anlam ancak üç testi de geçince "öğrenildi" sayılır. Önce denemek istersen Genel İngilizce ücretsiz; kartlar ve günlük görev için kayıt da gerekmiyor.

Phrasal Verbs havuzunu aç