YDS Phrasal Verbs Listesi
YDS ve YÖKDİL'de sık karşılaşılan 401 phrasal verb içinden en sık kullanılan 100'ü; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
YDS'de phrasal verb'ler sık sık tuzak olur: fiil aynı kalsa da edat değişince anlam da değişir. Take on, take over, take up, take after: dördünün de fiili aynı, anlamları bambaşka. Kelimeyi parçalarına bakarak tahmin edemezsin; bütün olarak öğrenmen gerekir.
Aşağıda sınavda sık geçen 401 phrasal verb içinden en sık kullanılan 100'ü var; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
En sık kullanılan 100 phrasal verb 100 / 401 phrasal verb
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | back up | desteklemek; yedeklemek | Nobody backed up his version of the story. Hikâyenin onun anlattığı hâlini kimse desteklemedi. |
| 2 | care for | bakmak, ilgilenmek | She cares for her mother at home. Annesine evde bakıyor. |
| 3 | come about | meydana gelmek, olmak | How did this strange situation come about? Bu tuhaf durum nasıl meydana geldi? |
| 4 | come back | geri dönmek | He came back from Germany last month. Geçen ay Almanya'dan geri döndü. |
| 5 | come in | içeri girmek; moda olmak | Please come in and take a seat. Lütfen içeri girin ve oturun. |
| 6 | come in for | maruz kalmak (eleştiriye) | The plan came in for heavy criticism. Plan ağır eleştiriye maruz kaldı. |
| 7 | come into | miras kalmak; girmek | She came into a large sum of money. Ona büyük bir miktar para miras kaldı. |
| 8 | come off | gerçekleşmek, sonuç vermek | The concert did not come off as planned. Konser planlandığı gibi gerçekleşmedi. |
| 9 | come out | çıkmak, yayımlanmak | His new book comes out in October. Yeni kitabı ekimde çıkıyor. |
| 10 | come over | uğramak; birini etkisi altına almak | Why don't you come over for tea tonight? Bu akşam çaya uğramaya ne dersin? |
| 11 | come to | kendine gelmek, ayılmak | He came to a minute after the accident. Kazadan bir dakika sonra kendine geldi. |
| 12 | come up | gündeme gelmek, ortaya çıkmak | The same question came up in the meeting. Aynı soru toplantıda gündeme geldi. |
| 13 | come up to | ulaşmak, karşılamak | The film did not come up to our hopes. Film beklentilerimizi karşılamadı. |
| 14 | come up with | bulmak, ortaya atmak (fikir) | She came up with a clever solution. Zekice bir çözüm buldu. |
| 15 | die out | soyu tükenmek, yok olmak | Many languages die out every year. Her yıl birçok dil yok oluyor. |
| 16 | do in | çok yormak, bitirmek | The long walk really did me in. Uzun yürüyüş beni gerçekten bitirdi. |
| 17 | do over | baştan yapmak | The teacher asked him to do the essay over. Öğretmen ondan kompozisyonu baştan yapmasını istedi. |
| 18 | do up | onarmak, güzelleştirmek | They did up the old house themselves. Eski evi kendileri elden geçirdi. |
| 19 | do with | ihtiyacı olmak, iyi gelmek | I could do with a cup of coffee now. Şimdi bir fincan kahve iyi gelirdi. |
| 20 | do without | onsuz idare etmek | We can do without a car in the city. Şehirde arabasız idare edebiliriz. |
| 21 | end up | sonunda olmak, kalmak | We ended up walking home in the rain. Sonunda yağmurda eve yürüdük. |
| 22 | feel for | acımak, halden anlamak | I really feel for the families involved. Bu ailelerin hâlinden gerçekten anlıyorum. |
| 23 | feel up to | kendini yapabilecek durumda hissetmek | He does not feel up to travelling today. Bugün seyahat edecek durumda hissetmiyor. |
| 24 | find out | öğrenmek, keşfetmek | I want to find out who sent the letter. Mektubu kimin gönderdiğini öğrenmek istiyorum. |
| 25 | get about | dolaşmak, hareket etmek | After the operation he can get about again. Ameliyattan sonra yeniden dolaşabiliyor. |
| 26 | get around | dolaşmak; etrafından dolaşmak | It is easy to get around the city by tram. Şehirde tramvayla dolaşmak kolaydır. |
| 27 | get at | demek istemek; erişmek | I don't understand what you are getting at. Ne demek istediğini anlamıyorum. |
| 28 | get back | geri dönmek; geri almak | We got back home after midnight. Gece yarısından sonra eve döndük. |
| 29 | get by | geçinmek, idare etmek | They get by on a very small income. Çok küçük bir gelirle geçiniyorlar. |
| 30 | get down | moralini bozmak | The grey weather gets me down. Gri hava moralimi bozuyor. |
| 31 | get down to | ciddiyetle başlamak | Let's get down to business right away. Hemen işe koyulalım. |
| 32 | get in | içeri girmek; varmak | The train gets in at half past six. Tren altı buçukta varıyor. |
| 33 | get into | girmek; kapılmak | He got into the car and drove off. Arabaya bindi ve uzaklaştı. |
| 34 | get off | inmek (araçtan) | We get off at the next stop. Sonraki durakta iniyoruz. |
| 35 | get on | binmek (araca) | We got on the bus at the last stop. Son durakta otobüse bindik. |
| 36 | get on with | iyi geçinmek; sürdürmek | He gets on with his neighbours very well. Komşularıyla çok iyi geçiniyor. |
| 37 | get out of | kaçınmak, sıyrılmak | He always gets out of washing the dishes. Bulaşık yıkamaktan hep sıyrılıyor. |
| 38 | get over | atlatmak, üstesinden gelmek | It took her a month to get over the flu. Gribi atlatması bir ayını aldı. |
| 39 | get through | bitirmek; ulaşmak (telefonla) | I could not get through to the office. Ofise telefonla ulaşamadım. |
| 40 | get to | varmak, ulaşmak | How long does it take to get to the airport? Havaalanına varmak ne kadar sürüyor? |
| 41 | get up | kalkmak (yataktan) | He gets up at six every morning. Her sabah altıda kalkıyor. |
| 42 | give in | pes etmek, boyun eğmek | He argued for an hour but finally gave in. Bir saat tartıştı ama sonunda pes etti. |
| 43 | give out | dağıtmak; tükenmek | The teacher gave out the exam papers. Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıttı. |
| 44 | give over | bırakmak, vazgeçmek | Give over complaining and start working. Şikâyet etmeyi bırak ve çalışmaya başla. |
| 45 | give up | vazgeçmek, bırakmak | He gave up smoking three years ago. Üç yıl önce sigarayı bıraktı. |
| 46 | go around | dolaşmak; herkese yetmek | Rumours go around quickly in a small town. Küçük bir kasabada söylentiler çabuk dolaşır. |
| 47 | go back | geri dönmek | They went back to the village in summer. Yazın köye geri döndüler. |
| 48 | go back on | sözünden dönmek | He went back on his promise again. Sözünden yine döndü. |
| 49 | go by | geçmek (zaman); göre hareket etmek | Ten years went by without a letter. On yıl mektupsuz geçti. |
| 50 | go down | düşmek, batmak | Prices went down after the harvest. Hasattan sonra fiyatlar düştü. |
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | go for | tercih etmek; peşinden gitmek | I think I will go for the cheaper one. Sanırım daha ucuz olanı tercih edeceğim. |
| 52 | go in | içeri girmek | He knocked twice and then went in. İki kez kapıyı çaldı ve sonra içeri girdi. |
| 53 | go in for | katılmak; ilgi duymak | She goes in for long distance running. Uzun mesafe koşusuyla ilgileniyor. |
| 54 | go into | ayrıntısına girmek | I won't go into the details right now. Şu an ayrıntılara girmeyeceğim. |
| 55 | go off | patlamak; çalmak (alarm) | The alarm went off at five in the morning. Alarm sabah beşte çaldı. |
| 56 | go on | devam etmek; olup bitmek | The argument went on for an hour. Tartışma bir saat devam etti. |
| 57 | go out | dışarı çıkmak; sönmek | They go out for dinner every Friday. Her cuma yemeğe çıkıyorlar. |
| 58 | go out of | çıkmak, terk etmek | That fashion went out of style years ago. O moda yıllar önce demode oldu. |
| 59 | go over | gözden geçirmek | Let's go over the notes once more. Notları bir kez daha gözden geçirelim. |
| 60 | go through | yaşamak (zorluk); incelemek | The family went through a hard winter. Aile zor bir kış geçirdi. |
| 61 | go through with | sonuna kadar götürmek | She went through with the plan despite the risk. Riske rağmen planı sonuna kadar götürdü. |
| 62 | go up | yükselmek, artmak | Rents went up again this year. Kiralar bu yıl yine yükseldi. |
| 63 | go with | yakışmak, uymak | That scarf goes with your blue coat. O atkı mavi paltona yakışıyor. |
| 64 | have to do with | ilgisi olmak | His anger has to do with the missing report. Öfkesinin kayıp raporla ilgisi var. |
| 65 | keep in with | arayı iyi tutmak | He tries to keep in with his old boss. Eski patronuyla arayı iyi tutmaya çalışıyor. |
| 66 | keep on | devam etmek, sürdürmek | She kept on working despite the noise. Gürültüye rağmen çalışmayı sürdürdü. |
| 67 | keep out | içeri sokmamak, uzak durmak | The high fence keeps out stray animals. Yüksek çit başıboş hayvanları içeri sokmuyor. |
| 68 | keep up | sürdürmek, devam ettirmek | Keep up the good work this term. Bu dönem iyi çalışmayı sürdür. |
| 69 | keep up with | yetişmek, geri kalmamak | It is hard to keep up with the news. Haberlere yetişmek zor. |
| 70 | make do | idare etmek, yetinmek | We had to make do with cold water. Soğuk suyla idare etmek zorunda kaldık. |
| 71 | make for | yönelmek, doğru gitmek | The ship made for the nearest port. Gemi en yakın limana yöneldi. |
| 72 | make off with | aşırıp kaçmak | Someone made off with my umbrella. Biri şemsiyemi aşırıp kaçtı. |
| 73 | make out | seçmek, güçlükle anlamak | I could hardly make out his writing. Yazısını güçlükle seçebildim. |
| 74 | make over | yenilemek; devretmek | They made over the shop into a café. Dükkânı bir kafeye dönüştürdüler. |
| 75 | make up | oluşturmak; uydurmak | Women make up half of the workforce. Kadınlar iş gücünün yarısını oluşturuyor. |
| 76 | make up for | telafi etmek | Nothing can make up for the lost time. Hiçbir şey kaybedilen zamanı telafi edemez. |
| 77 | own up | itiraf etmek | Nobody owned up to breaking the window. Camı kırdığını kimse itiraf etmedi. |
| 78 | play out | gelişmek, sonuçlanmak | Nobody knows how the crisis will play out. Krizin nasıl sonuçlanacağını kimse bilmiyor. |
| 79 | put in | koymak, harcamak (emek) | She put in long hours to finish the report. Raporu bitirmek için uzun saatler harcadı. |
| 80 | put in for | başvurmak, talep etmek | He put in for a transfer to another city. Başka bir şehre tayin için başvurdu. |
| 81 | put on | giymek; takmak | Put on your coat before you go out. Dışarı çıkmadan önce paltonu giy. |
| 82 | put out | söndürmek | Firefighters put out the flames in an hour. İtfaiyeciler alevleri bir saatte söndürdü. |
| 83 | put out of | dışında bırakmak, elemek | Injury put him out of the tournament. Sakatlık onu turnuva dışında bıraktı. |
| 84 | put up | misafir etmek; asmak | They put us up for two nights. Bizi iki gece misafir ettiler. |
| 85 | put up with | katlanmak, tahammül etmek | I cannot put up with this noise any longer. Bu gürültüye daha fazla katlanamam. |
| 86 | show up | ortaya çıkmak, gelmek | He showed up an hour after the start. Başlangıçtan bir saat sonra çıkageldi. |
| 87 | take after | benzemek, çekmek | She takes after her mother in character. Karakter olarak annesine çekmiş. |
| 88 | take back | geri almak (sözü) | I take back everything I said yesterday. Dün söylediğim her şeyi geri alıyorum. |
| 89 | take down | not almak; indirmek | The officer took down my address. Memur adresimi not aldı. |
| 90 | take in | anlamak; içeri almak | It was too much information to take in. Anlaşılamayacak kadar çok bilgi vardı. |
| 91 | take off | kalkmak (uçak); çıkarmak | The plane took off ten minutes late. Uçak on dakika geç kalktı. |
| 92 | take on | üstlenmek; işe almak | The firm took on ten new workers. Firma on yeni işçi aldı. |
| 93 | take out | çıkarmak, dışarı almak | He took out his wallet to pay. Ödemek için cüzdanını çıkardı. |
| 94 | take over | devralmak | His son took over the business last year. Oğlu işi geçen yıl devraldı. |
| 95 | take to | ısınmak, alışmak | The children took to their new teacher quickly. Çocuklar yeni öğretmenlerine çabucak ısındı. |
| 96 | take up | başlamak (uğraşa); yer kaplamak | She took up swimming last year. Geçen yıl yüzmeye başladı. |
| 97 | take up with | görüşmeye başlamak, takılmak | He took up with a new group of friends. Yeni bir arkadaş grubuyla takılmaya başladı. |
| 98 | think over | iyice düşünmek | Think over the offer before you answer. Cevap vermeden önce teklifi iyice düşün. |
| 99 | use up | tüketmek, bitirmek | The children used up all the paper. Çocuklar bütün kâğıdı tüketti. |
| 100 | work out | çözmek; spor yapmak | He worked out the answer in two minutes. Cevabı iki dakikada çözdü. |
Sonraki adım
Sınava mı hazırlanıyorsun? 30 günlük YDS kelime planı her gün hangi kelime türünü çalışacağını gösteriyor.
Phrasal verb'leri bitirdikten sonra tek kelimelik fiillere dönmek iyi olur: sınav sık sık bir phrasal verb ile onun resmî karşılığını (put off / postpone) aynı soruda karşılaştırır.