YDS Fiil Listesi
YDS ve YÖKDİL'de sık karşılaşılan 1222 fiil içinden en sık kullanılan 100'ü; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.
YDS ve YÖKDİL'de fiiller çok sık karşına çıkar. Sınav metinleri akademik olduğu için fiiller de günlük konuşmadakilerden farklı: ascertain, corroborate, supersede gibi. Bunları tanımazsan cümlenin tamamını kaçırırsın.
Aşağıda sınavda sık geçen 1222 fiil içinden en sık kullanılan 100'ü var; her biri Türkçe karşılığı ve kendi yazdığımız örnek cümlesiyle birlikte. Cümleler önemli: abide'ın "katlanmak" olduğunu ezberlemek yetmiyor, cümle içinde nasıl kullanıldığını görmen gerekiyor.
En sık kullanılan 100 fiil 100 / 1222 fiil
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | act | davranmak, hareket etmek | You must act quickly if you want to save him. Onu kurtarmak istiyorsan hızlı hareket etmelisin. |
| 2 | add | toplamak, eklemek, ilave etmek | Can you add my name to the list? Adımı listeye ekleyebilir misin? |
| 3 | agree | hemfikir olmak, anlaşmak, uyuşmak | Do you agree with her plan? Onun planına katılıyor musun? |
| 4 | allow | izin vermek, imkân vermek, koyvermek | Pets are not allowed in this building. Bu binada evcil hayvanlara izin verilmez. |
| 5 | approach | yaklaşmak, ele almak, yönelmek | The train is slowly approaching the crowded station. Tren yavaşça kalabalık istasyona yaklaşıyor. |
| 6 | attack | saldırmak, hücum etmek | His cat attacked me when I tried to pet it. Kedisi onu sevmeye çalışırken bana saldırdı. |
| 7 | battle | mücadele etmek, savaşmak | The firefighters battled the flames to prevent the fire from spreading further. İtfaiyeciler yangının daha fazla yayılmasını önlemeye çalışarak alevlerle mücadele etti. |
| 8 | beat | dövmek, yenmek | Our team beat the champions last night. Takımımız dün gece şampiyonları yendi. |
| 9 | believe | inanmak, güvenmek, sanmak | Do you believe in life after death? Ölümden sonra hayata inanır mısın? |
| 10 | board | bir araca binmek, bir yere yerleşmek | They boarded the plane just in time. Tam zamanında uçağa bindiler. |
| 11 | book | ayırtmak, rezerve etmek | I have already booked the tickets to France. Fransa'ya biletleri çoktan ayırttım. |
| 12 | break | kırmak, bozmak | Do not break the glass. Camı kırma. |
| 13 | build | inşa etmek, kurmak | They plan to build a new house next year. Gelecek yıl yeni bir ev inşa etmeyi planlıyorlar. |
| 14 | carry | taşımak, götürmek, getirmek | She can carry heavy bags easily. Ağır çantaları kolayca taşıyabilir. |
| 15 | cause | sebep olmak, yol açmak | Heavy rain caused serious flooding downtown. Şiddetli yağmur şehir merkezinde ciddi sele yol açtı. |
| 16 | check | kontrol etmek, denetlemek | Please check the figures before you send them. Rakamları göndermeden önce kontrol et. |
| 17 | claim | iddia etmek, talep etmek | He claims he saw the whole accident. Kazanın tamamını gördüğünü iddia ediyor. |
| 18 | close | kapatmak, kapanmak | The shop closes at eight every evening. Dükkân her akşam sekizde kapanıyor. |
| 19 | consider | dikkate almak, durumu değerlendirmek | I am going to consider your offer. Teklifini dikkate alacağım. |
| 20 | contact | temas kurmak, irtibat kurmak, iletişime geçmek | Please contact me if you need more information. Daha fazla bilgiye ihtiyacınız olursa benimle iletişime geçin. |
| 21 | continue | devam etmek, sürdürmek | Please continue with your work. Lütfen işinize devam edin. |
| 22 | contract | hastalık kapmak, büzülmek | He contracted malaria during the expedition. Sefer sırasında sıtmaya yakalandı. |
| 23 | control | kontrol etmek, denetlemek | A remote must be used to control the TV. Televizyonu kontrol etmek için bir kumanda kullanılmalı. |
| 24 | cost | mal olmak, tutmak | The repairs cost more than we expected. Onarım beklediğimizden fazlaya mal oldu. |
| 25 | cover | örtmek, kapsamak | Snow covered the fields overnight. Kar bir gecede tarlaları örttü. |
| 26 | create | yaratmak, oluşturmak | She wants to create a new design for her house. Evi için yeni bir tasarım oluşturmak istiyor. |
| 27 | damage | zarar vermek, hasar vermek | The hail damaged most of the crop. Dolu ürünün büyük bölümüne zarar verdi. |
| 28 | design | tasarlamak | She loves to design her own clothes. Kendi kıyafetlerini tasarlamayı seviyor. |
| 29 | direct | yönetmek, yönlendirmek | She directed the project from start to finish. Projeyi baştan sona yönetti. |
| 30 | drop | düşmek, düşürmek | She accidentally dropped the vase on the floor. Vazoyu yanlışlıkla yere düşürdü. |
| 31 | end | sona ermek, bitirmek | The concert ended just after midnight. Konser gece yarısından hemen sonra sona erdi. |
| 32 | expect | ummak, beklemek | She didn't expect such a warm welcome from her colleagues. Meslektaşlarından böyle sıcak bir karşılama beklemiyordu. |
| 33 | explain | açıklamak, izah etmek, anlatmak | I don't understand; please explain again. Anlamadım; lütfen tekrar açıkla. |
| 34 | fear | korkmak, endişelenmek, çekinmek | She fears speaking in public, so she didn't participate in this project. O, topluluk önünde konuşmaktan korkuyor; bu yüzden bu projeye katılmadı. |
| 35 | finish | bitirmek, sona ermek | The meeting finished earlier than expected. Toplantı beklenenden erken sona erdi. |
| 36 | focus | odaklanmak, yoğunlaşmak | He is focusing on his new business idea. O, yeni iş fikrine odaklanıyor. |
| 37 | follow | takip etmek, uymak, sürdürmek | The dog followed its owner home. Köpek sahibini eve kadar takip etti. |
| 38 | force | zorlamak, mecbur etmek | Bad weather forced them to cancel the flight. Kötü hava onları uçuşu iptal etmeye zorladı. |
| 39 | form | oluşturmak, biçimlendirmek | Ice formed on the windows overnight. Gece boyunca camlarda buz oluştu. |
| 40 | found | kurmak, tesis etmek | He founded a charity to help homeless people. Evsizlere yardım etmek için bir hayır kurumu kurdu. |
| 41 | get married | evlenmek | They got married in a small village church. Küçük bir köy kilisesinde evlendiler. |
| 42 | get used to | alışmak | It took him a year to get used to the cold weather. Soğuk havaya alışması bir yılını aldı. |
| 43 | glide | süzülmek, kaymak | The eagle glided silently over the valley. Kartal vadinin üzerinde sessizce süzüldü. |
| 44 | grow | büyümek, yetişmek, büyütmek, yetiştirmek | He wants to grow his own vegetables. Kendi sebzelerini yetiştirmek istiyor. |
| 45 | guess | tahmin etmek, zannetmek | Can you guess how old this building is? Bu binanın kaç yaşında olduğunu tahmin edebilir misin? |
| 46 | happen | olmak, meydana gelmek, rastlamak | What happened to you? You look tired. Sana ne oldu? Yorgun görünüyorsun. |
| 47 | hear | duymak, dinlemek, işitmek | Can you hear the music playing? Çalan müziği duyabiliyor musun? |
| 48 | hit | vurmak, çarpmak | He intentionally hit the ball too hard. Topa bilerek fazla sert vurdu. |
| 49 | hold | tutmak, elinde tutmak | Hold the ladder while I climb up. Ben yukarı çıkarken merdiveni tut. |
| 50 | hurt | incitmek, acıtmak | His words hurt her more than he realised. Sözleri onu farkında olduğundan çok daha fazla incitti. |
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 51 | judge | yargılamak, hüküm vermek | Don't judge people by their appearance. İnsanları görünüşlerine göre yargılama. |
| 52 | keep | tutmak, korumak, sağlamak | Keep your room clean. Odanı temiz tut. |
| 53 | lay | koymak, yumurtlamak, yerleştirmek | He is laying bricks to build a wall, making sure each one is securely placed. Duvar örmek için her tuğlanın sağlamca yerleştiğinden emin olarak tuğlaları döşüyor. |
| 54 | link | bağlamak, ilişkilendirmek | The bridge links the two islands. Köprü iki adayı birbirine bağlıyor. |
| 55 | lose | kaybetmek, kaçırmak, kaybolmak | I lose my keys all the time. Anahtarlarımı hep kaybederim. |
| 56 | mark | işaretlemek, damgalamak | Mark the correct answer with a pencil. Doğru cevabı kurşun kalemle işaretle. |
| 57 | master | ustalaşmak, iyice öğrenmek | It took years for her to master the art of painting. Resim sanatında ustalaşması yıllar aldı. |
| 58 | matter | önemli olmak, önem taşımak | It doesn't matter how many mistakes you make, as long as you learn from them. Ne kadar hata yaptığınız önemli değil, yeter ki onlardan ders alın. |
| 59 | mean | kastetmek, anlamına gelmek, ifade etmek | What does this word mean? Bu kelime ne anlama geliyor? |
| 60 | mine | maden çıkarmak, kazmak | They mined copper here for over a century. Burada yüz yılı aşkın süre bakır çıkardılar. |
| 61 | notice | fark etmek, dikkat etmek | Did you notice the sign on the door? Kapıdaki tabelayı fark ettin mi? |
| 62 | offer | sunmak, önermek, teklif etmek | They offered to help with the project. Projeye yardımcı olmayı teklif ettiler. |
| 63 | order | sipariş vermek, emretmek, düzenlemek | I would like to order a pizza. Bir pizza sipariş etmek istiyorum. |
| 64 | pick | toplamak, seçmek | We picked apples all afternoon. Bütün öğleden sonra elma topladık. |
| 65 | point | işaret etmek, göstermek | Can you kindly point out the mistake in my answer? Lütfen cevabımdaki hatayı gösterebilir misin? |
| 66 | press | basmak, bastırmak | Press the button to start the machine and wait a few seconds for it to warm up. Makineyi başlatmak için düğmeye basın ve ısınması için birkaç saniye bekleyin. |
| 67 | protect | korumak, savunmak, gözetmek | Sunscreen can protect your skin from harmful UV rays. Güneş kremi cildinizi zararlı UV ışınlarından koruyabilir. |
| 68 | provide | sağlamak, donatmak | The company provides free lunch for its employees. Şirket, çalışanlarına ücretsiz öğle yemeği sağlıyor. |
| 69 | reach | ulaşmak, erişmek | We reached the summit just before noon. Zirveye öğleden hemen önce ulaştık. |
| 70 | reason | akıl yürütmek, muhakeme etmek | He reasoned that the train must be late. Trenin gecikmiş olması gerektiği sonucuna vardı. |
| 71 | release | serbest bırakmak, salıvermek, yayımlamak | She released the bird back into the wild, hoping it would find its way safely. Kuşu tekrar doğaya saldı, güvenli bir şekilde yolunu bulacağını umarak. |
| 72 | remember | hatırlamak, anımsamak, yâd etmek | Do you remember where my phone is? Telefonumun nerede olduğunu hatırlıyor musun? |
| 73 | report | bildirmek, rapor, rapor etmek | She reported the incident to the police immediately. Olayı hemen polise bildirdi. |
| 74 | research | araştırmak, araştırma yapmak | The students are researching for their thesis. Öğrenciler tezleri için araştırma yapıyorlar. |
| 75 | respect | saygı duymak, saygı göstermek | We should respect other people's opinions when discussing topics. Başka insanların fikirlerine, tartışırken saygı duymalıyız. |
| 76 | rest | dinlenmek, mola vermek | Let's rest here for ten minutes. Burada on dakika dinlenelim. |
| 77 | return | geri dönmek, geri vermek, iade etmek | Return the book to the library by Sunday. Kitabı pazara kadar kütüphaneye geri verin. |
| 78 | review | incelemek, gözden geçirmek | She spent the weekend reviewing her notes for the exam. Hafta sonunu sınav için notlarını gözden geçirerek geçirdi. |
| 79 | risk | riske atmak, tehlikeye atmak | Smoking can risk your health, so it's important to quit. Sigara içmek sağlığınızı riske atabilir, bu yüzden bırakmak önemlidir. |
| 80 | rule | yönetmek, hükmetmek, kural koymak | A dictator rules the nation with strict laws and people fear speaking against him. Bir diktatör, ulusu katı yasalarla yönetir ve halk ona karşı konuşmaktan korkar. |
| 81 | save | kurtarmak, kaydetmek, biriktirmek | We need to save money for our upcoming vacation. Yaklaşan tatilimiz için para biriktirmemiz gerekiyor. |
| 82 | seal | mühürlemek, kapatmak, damgalamak | The clerk sealed the envelope before sending it. Memur, göndermeden önce zarfı kapattı. |
| 83 | set | koymak, yerleştirmek | She set the tray on the small table. Tepsiyi küçük masanın üstüne koydu. |
| 84 | sew | dikmek, dikiş dikmek | She sewed a button onto the shirt. Gömleğe bir düğme dikti. |
| 85 | share | paylaşmak, bölüşmek | They shared one small room for months. Aylarca küçük bir odayı paylaştılar. |
| 86 | show | göstermek | Let me show you how the machine works. Makinenin nasıl çalıştığını sana göstereyim. |
| 87 | sleep | uyumak, uyuklamak | I usually sleep for eight hours every night. Genellikle her gece sekiz saat uyurum. |
| 88 | stage | sahnelemek, düzenlemek | The theater company will stage a new play next month. Tiyatro topluluğu önümüzdeki ay yeni bir oyun sahneleyecek. |
| 89 | state | ifade etmek, belirtmek, beyan etmek | The report clearly states the reasons for the delay. Rapor, gecikmenin nedenlerini açıkça belirtiyor. |
| 90 | support | desteklemek, destek olmak | We need to support each other during difficult times. Zor zamanlarda birbirimize destek olmamız gerekiyor. |
| 91 | tax | vergilendirmek, vergi koymak | The government taxes imported cars heavily. Hükümet ithal arabaları ağır vergilendiriyor. |
| 92 | touch | dokunmak, ellemek | Please do not touch the paintings. Lütfen tablolara dokunmayın. |
| 93 | travel | seyahat etmek, gezmek, yolculuk etmek | She loves to travel and explore new cultures. Seyahat etmeyi ve yeni kültürleri keşfetmeyi sever. |
| 94 | trust | güvenmek, itimat etmek | I trust him with my most important work. En önemli işlerimde ona güvenirim. |
| 95 | undergo | geçirmek, maruz kalmak, başından geçmek | She is currently undergoing major heart surgery. Şu anda büyük bir kalp ameliyatı geçiriyor. |
| 96 | underline | altını çizmek, vurgulamak | The report underlines the need for reform. Rapor reform ihtiyacının altını çiziyor. |
| 97 | undermine | baltalamak, sarsmak | His constant lateness began to undermine his credibility with his colleagues. Sürekli geç kalması meslektaşları nezdindeki güvenilirliğini zedelemeye başladı. |
| 98 | undertake | üstlenmek, girişmek | I undertook this job willingly. Bu işi istekli bir şekilde aldım. |
| 99 | vote | oy vermek | Everyone has the right to vote, which is a fundamental part of a democracy. Herkesin, demokrasinin temel bir parçası olan oy verme hakkı vardır. |
| 100 | wonder | merak etmek, hayret etmek | I wonder why she never called back. Neden hiç geri aramadığını merak ediyorum. |
Fiilden sonra ne çalışmalı?
Sınava mı hazırlanıyorsun? 30 günlük YDS kelime planı her gün hangi kelime türünü çalışacağını gösteriyor.
Fiiller iyi bir başlangıç ama tek başına yetmez. Sıradaki grup isimler: YDS isim listesine göz atabilirsin. Phrasal verb'ler da YDS'de sık sık tuzak olarak karşına çıkar.
Seviyeni bilmiyorsan önce üç dakikalık seviye testini yapabilirsin. YDS için gereken kelime seviyesi genellikle B2 ve C1 aralığındadır.