B2 Seviyesinde En Sık Kullanılan 100 İngilizce Kelime
B2'de akıcılık başlar. Kelimeler uzamaz, tersine kısalır: core, pace, cope, urge… Bu seviyenin en sık kullanılan 100 kelimesi.
B2, İngilizcenin akıcılık eşiğidir. B1'de anlaşılırsın; B2'de artık kelime aramak için durmadan konuşabilir, bir tartışmada pozisyon alabilir, iş yazışmasını tek başına yürütebilirsin. Erasmus başvurularında, çoğu beyaz yakalı iş ilanında ve yüksek lisans programlarında istenen seviye burasıdır.
B2'de ilginç bir şey olur: kelimeler uzamıyor, kısalıyor. B1'de consequence, achievement gibi uzun soyut isimler öğrenirsin; B2'de core, pace, fee, cope, urge gibi kısa ama çok anlamlı kelimeler devreye girer. Bunlar günlük İngilizcede çok sık geçer ama ders kitaplarında pek öne çıkmaz.
1. Kısa ama yüklü 35 isim
Bu listedeki isimlerin çoğu tek heceli: core (öz, çekirdek), pace (tempo), fee (ücret), wage (maaş), peer (akran). Kısa olmalarına aldanma. Haber metinlerinde, iş e-postalarında ve akademik yazıda en sık geçenler bunlar.
Özellikle üçüne dikkat et. regard (saygı; bakmak) with regard to kalıbıyla yazışmada sürekli çıkar. mass (kütle; kitle) mass media gibi kalıplarda geçer. self (benlik) ise self-confidence, self-employed gibi onlarca bileşik kelimenin başında durur.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | acid | asit | Lemons contain citric acid, which gives them their sour taste. Limonlar, ekşi tatlarını veren sitrik asit içerir. |
| 2 | arms | silahlar, kollar | He was arrested by the police for carrying illegal arms. Polis tarafından yasadışı silah taşıdığı için tutuklandı. |
| 3 | bat | yarasa, sopa, değnek | Bats are nocturnal creatures that use echolocation to navigate in the dark. Yarasalar karanlıkta gezinmek için ekolokasyonu kullanan gece yaratıklarıdır. |
| 4 | burn | yanık, yanma, yanık izi | The burn on her leg is healing slowly, and requires special care and patience. Bacağındaki yanık yavaşça iyileşiyor ve özel bakım ve sabır gerektiriyor. |
| 5 | clip | klip, kesit, kırpma | The news showed a clip of the president's speech. Haberlerde cumhurbaşkanının konuşmasının bir klibi gösterildi. |
| 6 | complex | kompleks, yapı topluluğu | The new sports complex includes a swimming pool and two tennis courts. Yeni spor kompleksinde bir yüzme havuzu ve iki tenis kortu var. |
| 7 | core | çekirdek, temel | The core of the apple is inedible because it contains seeds. Elmanın çekirdek kısmı yenmez çünkü içinde tohumlar bulunur. |
| 8 | cry | çığlık, ağlama | The baby's cry woke everyone in the house during the night. Bebeğin ağlaması gece evdeki herkesi uyandırdı. |
| 9 | disc | disk, plak | He bought a music disc from the store, looking forward to listening to songs. Mağazadan bir müzik diski aldı, şarkıları dinlemeyi dört gözle bekliyordu. |
| 10 | dot | nokta, benek | Remember to put a dot above the letter i when you write this word. Bu kelimeyi yazarken i harfinin üzerine bir nokta koymayı unutma. |
| 11 | era | çağ, devir, dönem | The Renaissance was an era of great achievements regarding art and science. Rönesans, sanat ve bilim konusunda harika başarıların olduğu bir dönemdi. |
| 12 | fee | ücret, harç, ödeme | The entrance fee to the museum is $10 which includes access to the exhibitions. Müzenin, sergilere erişimi de içeren giriş ücreti 10 dolardır. |
| 13 | fix | çözüm, düzeltme | We need a permanent fix for this issue to ensure that it doesn't recur. Bu sorunun tekrar etmemesini sağlamak için kalıcı bir çözüm gerekiyor. |
| 14 | gig | konser, kısa süreli iş | His first acting gig to gain extra money was in a commercial. Ekstra para kazanmak için ilk oyunculuk işi bir reklamda oldu. |
| 15 | hip | kalça | He placed his hands on his hips and sighed deeply after the long day. Ellerini kalçalarına koydu ve uzun bir günün ardından derin bir iç çekti. |
| 16 | hunt | av, avcılık, arama | They joined the hunt for rare butterflies in the forest. Ormanda nadir kelebekleri avlama etkinliğine katıldılar. |
| 17 | ink | mürekkep | They specifically asked for a pen with black ink to sign the document. Belgeyi imzalamak için özellikle siyah mürekkepli bir kalem istediler. |
| 18 | jet | jet uçağı | The talented pilot smoothly took the jet off from the runway. Yetenekli pilot jeti pistten sorunsuz bir şekilde kaldırdı. |
| 19 | low | düşük seviye, düşük, dip | Sales hit a new low during the winter months. Satışlar kış aylarında yeni bir dip seviyeye ulaştı. |
| 20 | mass | yığın, seri, kitlesel | There was a mass of people at the concert, and they were impatient. Konserde bir insan yığını vardı ve onlar sabırsızdı. |
| 21 | mode | mod, tarz | The device he bought recently from the internet has a night mode feature. Yakın zamanda internetten satın aldığı cihazın bir gece modu özelliği vardır. |
| 22 | opera | opera | I'm sure with her beautiful voice she'll soon perform in an opera just as she wishes. Eminim ki güzel sesiyle yakında istediği gibi, bir operada sahne alacaktır. |
| 23 | pace | hız, adım, tempo | He walked at a slow pace. Yavaş bir tempoda yürüdü. |
| 24 | peer | akran, yaşıt | She received valuable feedback from her peers during the group activity. Grup etkinliği sırasında akranlarından değerli geri bildirimler aldı. |
| 25 | pride | gurur, onur, kibir | She takes great pride in what she does, she always strives for perfection. Yaptığı işten büyük gurur duyuyor, her zaman mükemmellik için çabalıyor. |
| 26 | rat | sıçan, fare | My friends in NYC set a lot of traps to catch the rats in the basement. NYC'deki arkadaşlarım bodrumdaki fareleri yakalamak için bir sürü tuzak kurdular. |
| 27 | regard | saygı, selam | Please give my regards to your family. Lütfen ailene saygılarımı ilet. |
| 28 | root | kök, kaynak, köken | The root of the tree is buried deep underground. Ağacın kökü yerin derinliklerine gömülüdür. |
| 29 | self | benlik, öz, kişilik, kendi | Self-discovery is a crucial part of our life journey. Benliği keşfetme, yaşam yolculuğumuzun çok önemli bir parçasıdır. |
| 30 | shot | atış, şut, enjeksiyon | The doctor gave me a flu shot yesterday. Doktor dün bana grip aşısı yaptı. |
| 31 | sum | toplam, meblağ | He paid a large sum for the car. Araba için büyük bir meblağ ödedi. |
| 32 | tap | musluk | Her cat loved drinking from the tap water instead of its own water bowl. Kedisi kendi su kabından içmek yerine musluk suyundan içmeyi seviyordu. |
| 33 | ton | ton | The delivery truck carried a ton of furniture to the new office. Teslimat kamyonu yeni ofise bir ton mobilya taşıyordu. |
| 34 | try | deneme, çaba | He made several tries to fix the car before calling a mechanic. Bir tamirciyi aramadan önce arabayı tamir etmek için birkaç deneme yaptı. |
| 35 | wage | ücret, maaş, yevmiye | She found it challenging to make ends meet due to her low wage. Maaşının düşük olması nedeniyle geçimini sağlamakta zorlanıyordu. |
2. 30 fiil: eylemden çok tutum
B2 fiilleri çoğu zaman bir duruma karşı tavrını anlatır. cope (baş etmek), rely (güvenmek), deny (reddetmek), urge (ısrarla teşvik etmek), obey (uymak). Bir sorun karşısında ne yaptığını anlatırken bu fiillere ihtiyaç duyarsın.
Edat eşleşmelerini kelimeyle birlikte öğren: rely on, cope with, inform somebody of. B2 sınavlarında bu kalıpları bilmek doğrudan puan getirir.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 36 | absorb | emmek, çekmek, özümsemek | Plants absorb sunlight to make their food through photosynthesis. Bitkiler fotosentez yoluyla besinlerini üretmek için güneş ışığını emerler. |
| 37 | aid | yardım etmek, destek olmak | The volunteers quickly aided the injured people at the scene. Gönüllüler, olay yerinde yaralılara hızlı bir şekilde yardım etti. |
| 38 | bar | yasaklamak, kapatmak | The road was barred due to the accident, preventing cars from passing through. Yol, kaza nedeniyle kapatıldı, bu yüzden araçların geçişine izin verilmedi. |
| 39 | beg | yalvarmak, dilenmek, rica etmek | The child begged for a new toy, hoping it would bring happiness. Çocuk yeni bir oyuncak için yalvardı, bunun ona mutluluk getireceğini umuyordu. |
| 40 | chop | doğramak, kesmek, parçalamak | The chef demonstrated how to chop onions properly. Şef soğanların nasıl düzgün şekilde doğranacağını gösterdi. |
| 41 | convey | iletmek, taşımak, nakletmek | The novel effectively conveys the emotions of its characters. Roman, karakterlerinin duygularını etkili bir şekilde aktarıyor. |
| 42 | cope | başa çıkmak, üstesinden gelmek | She had to cope with a lot of stress during the project deadline. Projenin son teslim tarihi boyunca çok fazla stresle başa çıkmak zorunda kaldı. |
| 43 | deny | inkâr etmek, reddetmek | They can't deny the importance of teamwork after they finished their project. Takım çalışmasının önemini projelerini bitirdikten sonra inkâr edemezler. |
| 44 | dig | eşmek, kazmak | They used a shovel to dig into the soil for planting a rose. Bir gül dikmek için, toprağı kazarken bir kürek kullandılar. |
| 45 | drag | sürüklemek, uzamak, çekmek | The game was boring and seemed to drag on forever. Oyun sıkıcıydı ve sonsuza dek sürüyor gibiydi. |
| 46 | equip | donatmak, teçhiz etmek | The laboratory is equipped with the latest technology. Laboratuvar en son teknolojiyle donatılmış. |
| 47 | evolve | evrim geçirmek, gelişmek | Chickens are believed by many people to have evolved from dinosaurs. Birçok kişi tavukların dinozorlardan evrim geçirdiğine inanır. |
| 48 | file | dosyalamak, düzenlemek, (şikâyet, dava) açmak, resmî olarak sunmak | You need to file a complaint if you want them to investigate. İnceleme yapmalarını istiyorsanız bir şikayet dilekçesi sunmalısınız. |
| 49 | fund | finanse etmek, kaynak sağlamak | The charity funded new homes for the flood victims. Hayır kurumu, sel mağdurları için yeni evlerin yapımını finanse etti. |
| 50 | heal | iyileşmek, iyileştirmek | The old spiritual lady used herbal remedies to heal the skin rash. Yaşlı spiritüel kadın cilt döküntüsünü iyileştirmek için bitkisel ilaçlar kullandı. |
| 51 | inform | bilgilendirmek, haber vermek | Please inform me if there are any changes to the schedule. Programda bir değişiklik olursa lütfen beni bilgilendirin. |
| 52 | jail | hapse atmak | He was jailed for committing serious crimes against the law. Yasalara karşı ciddi suçlar işlediği için hapse gönderildi. |
| 53 | map | haritalamak | Scientists worked to map the entire ocean floor. Bilim insanları tüm okyanus tabanını haritalamak için çalıştılar. |
| 54 | obey | itaat etmek, uymak, dinlemek | Children are taught to obey their parents. Çocuklara ebeveynlerine itaat etmeleri öğretilir. |
| 55 | plot | komplo kurmak, plan yapmak | They plotted and executed the plan really well. Planı çok iyi planladılar ve uyguladılar. |
| 56 | power | güç sağlamak, çalıştırmak | This engine powers the latest model of the car. Bu motor, arabanın en yeni modelini çalıştırıyor. |
| 57 | rate | değerlendirmek, derecelendirmek | Critics rate the film highly for its compelling storyline. Eleştirmenler, ilgi çekici hikâyesi nedeniyle filmi yüksek puanla değerlendiriyor. |
| 58 | rely | güvenmek, dayanmak | They rely heavily on public funding for their research. Araştırmaları için büyük ölçüde kamu finansmanına güveniyorlar. |
| 59 | rid | kurtulmak, temizlemek | It is impossible to rid a building permanently of pests. Bir binayı kalıcı olarak zararlılardan kurtarmak imkansızdır. |
| 60 | seat | oturtmak, yerleştirmek | Please seat the guests at the table. Lütfen konukları masaya oturtun. |
| 61 | slip | kaymak, sıkıştırmak | She slipped a note into his pocket without him noticing. O fark etmeden cebine bir not sıkıştırdı. |
| 62 | step | adım atmak, yürümek | She avoided stepping in the mud because she had just bought new shoes. Yeni ayakkabı aldığı için çamura basmaktan kaçındı. |
| 63 | tag | etiketlemek | She decided to tag the photos with relevant keywords before posting them. Fotoğrafları yayınlamadan önce ilgili anahtar kelimelerle etiketlemeye karar verdi. |
| 64 | time | zamanlamak, ayarlamak | She timed her speech perfectly to finish just as the bell rang. Konuşmasını tam zil çaldığında bitirecek şekilde zamanladı. |
| 65 | urge | dürtmek, teşvik etmek, ısrar etmek | The doctor urged him to quit smoking immediately. Doktor, sigarayı hemen bırakmasını ona ısrarla söyledi. |
3. 25 sıfat: kesinlik ve derece
B2 sıfatları bir şeyin ne kadar öyle olduğunu söyler: vast (uçsuz bucaksız) sadece "büyük" değildir, plain (sade, apaçık) sadece "basit" değildir. actual ise Türkçe konuşanların en sık yanıldığı kelime: "aktüel/güncel" anlamına gelmez, gerçek, asıl demektir.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 66 | actual | gerçek, asıl, güncel | His actual age is 30, not 25, which he hadn't revealed until now. Onun gerçek yaşı 30, 25 değil, bunu şimdiye kadar açıklamamıştı. |
| 67 | armed | silahlı, donanımlı | The local bank was robbed by heavily armed men yesterday. Yerel banka dün ağır silahlı adamlar tarafından soyuldu. |
| 68 | bent | eğik, eğilmiş, bükülmüş | The tree's trunk was bent by the wind and leaned heavily to one side. Ağacın gövdesi rüzgârla bir yana doğru ağır bir şekilde eğildi. |
| 69 | broad | geniş, kapsamlı, yaygın | The road is broad enough for two cars to pass comfortably. Yol iki aracın rahatça geçebileceği kadar geniş. |
| 70 | concrete | somut, elle tutulur | They provided concrete evidence to support their claims. İddialarını destekleyecek somut deliller sundular. |
| 71 | cute | sevimli, şirin | The children wore cute costumes for the school play. Çocuklar okul tiyatrosunda birbirinden sevimli kostümler giydiler. |
| 72 | distant | uzak, mesafeli | He always acts uncommunicative and distant whenever they meet. Ne zaman buluşsalar her zaman iletişimsiz ve mesafeli davranıyor. |
| 73 | dull | donuk, sıkıcı, mat | His face looked pretty dull contrary to the shocking news he had heard. Yüzü, duyduğu şok edici haberlerin aksine oldukça donuk görünüyordu. |
| 74 | even | eşit, düz, düzgün | The table is not even, so be careful with the glasses. Masa düzgün değil, bu yüzden bardaklarla dikkatli olun. |
| 75 | fake | sahte, taklit | Her fake lashes made her gaze look more piercing. Takma kirpikleri bakışlarını daha keskin gösteriyordu. |
| 76 | grand | görkemli, etkileyici, ihtişamlı | The palace had a grand staircase in the main hall. Sarayın ana salonunda görkemli bir merdiven vardı. |
| 77 | holy | kutsal | The book is holy to their religion and treated with great respect. Kitap dinleri için kutsaldır ve büyük saygıyla muamele edilir. |
| 78 | inner | iç, dahili | His inner strength helped him overcome many challenges. İç gücü, birçok zorluğun üstesinden gelmesine yardımcı oldu. |
| 79 | loose | bol, serbest, gevşek | The shirt was too loose and didn't fit well, so I decided to return it. Gömlek çok boldu ve iyi oturmadı, bu yüzden geri vermeye karar verdim. |
| 80 | minor | küçük, önemsiz, reşit olmayan | There are some minor issues to address before the project is complete. Proje tamamlanmadan önce ele alınması gereken bazı küçük sorunlar var. |
| 81 | neat | düzenli, tertipli, temiz | He keeps his desk neat, with everything in its place. Masasını düzenli tutar, her şey yerli yerindedir. |
| 82 | plain | sade, basit | She prefers plain clothes without any patterns. Desensiz, sade kıyafetleri tercih ediyor. |
| 83 | pure | saf, katıksız | The ring is made of pure gold. Yüzük saf altından yapılmıştır. |
| 84 | raw | çiğ, ham, işlenmemiş | Eating raw vegetables can be beneficial for health. Çiğ sebze yemek sağlık için faydalı olabilir. |
| 85 | rural | kırsal, köy yaşamına ait | They moved to a rural area to enjoy a quieter life. Daha sessiz bir yaşam sürmek için kırsal bir bölgeye taşındılar. |
| 86 | solar | güneşle ilgili, güneş enerjisiyle çalışan | They installed solar panels to reduce electricity costs. Elektrik maliyetlerini azaltmak için güneş panelleri kurdular. |
| 87 | steep | dik, sarp | To get to her house, I had to go up a steep set of stairs. Evine gitmek için dik bir merdivenden çıkmam gerekiyordu. |
| 88 | tough | zorlu, dayanıklı | She is a tough person who doesn't give up easily. O, kolay pes etmeyen dayanıklı bir kişidir. |
| 89 | vast | geniş, uçsuz bucaksız, engin | There is a vast difference between theory and practice. Teori ve pratik arasında çok büyük bir fark vardır. |
| 90 | wise | bilge, akıllı, mantıklı | Seeking advice from a wise mentor can help in making better decisions. Bilge bir akıl hocasından tavsiye almak daha iyi kararlar vermenize yardımcı olabilir. |
Seviye seviye diğer İngilizce kelime listeleri için: İngilizce kelimeler. Bu seviyenin tamamı renkli PDF setinde ve uygulamada.
4. Yazı dilini taşıyan 10 kelime
thus (böylece), via (üzerinden), firmly (kesin biçimde), annually (yıllık olarak). Bir rapora ya da resmî e-postaya profesyonel bir hava veren genelde bu on kelimedir.
| # | İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 91 | annually | yıllık olarak, her yıl, senelik | The company reviews employee performance annually to determine promotions and raises. Şirket, terfi ve zamları belirlemek için çalışanların performansını yıllık olarak gözden geçirir. |
| 92 | but | hariç, dışında | Nothing but the truth matters in this situation to ensure justice is served. Bu durumda adaletin sağlanması için gerçek dışında hiçbir şey önemli değil. |
| 93 | deeply | derinden, çok | He was deeply affected by the loss of his beloved mother. Çok sevdiği annesinin kaybı onu derinden etkilemişti. |
| 94 | firmly | sıkıca, kesin olarak | They held the rope firmly to prevent slipping as if their life depended on it. Sanki hayatları buna bağlıymış gibi kaymayı önlemek için ipi sıkıca tuttular. |
| 95 | fully | tamamen, tam olarak | The project is not yet fully complete as there are still a few critical tasks. Proje henüz tam olarak tamamlanmadı çünkü hâlâ birkaç önemli görev var. |
| 96 | lately | son zamanlarda, geçenlerde | Lately, I've been wanting to read more classical books from around the world. Son zamanlarda dünyanın dört bir yanından daha fazla klasik kitap okumak istiyorum. |
| 97 | newly | yeni, yeni olarak | It's heartbreaking that their newly renovated house has burnt down during the recent wildfires. Yeni yenilenen evlerinin son orman yangınları sırasında yanmış olması yürek parçalayıcı. |
| 98 | purely | tamamen, sadece, yalnızca | Our meeting was purely informal; no official matters were discussed. Toplantımız tamamen gayriresmiydi; resmi hiçbir konu görüşülmedi. |
| 99 | thus | böylece, bu nedenle | The project was poorly planned, thus it faced many issues. Proje kötü planlanmıştı, bu nedenle birçok sorunla karşı karşıya kaldı. |
| 100 | via | aracılığıyla, üzerinden, vasıtasıyla | We booked our tickets via the website. Biletlerimizi web sitesi üzerinden rezerve ettik. |
B2'den C1'e geçmek
B2'yi bitirdiğinde günlük hayatın tamamını İngilizce yaşayabilirsin. C1'de ise nüans önemlidir: aynı şeyi söylemenin beş yolu arasından bağlama en uygun olanı seçebilmek. Hazır hissediyorsan C1'in 100 kelimesi listesine geç; emin değilsen uygulamadaki hızlı seviye testi üç dakikada söyler.
Listeyi okumak tek başına yetmez, kelimeleri tekrar etmen gerekir. Uygulamada başlangıç seviyesi olarak B2'yi seçersen bu kelimeler günlük destene kendiliğinden girer; aralıklı tekrar sayesinde tekrarlar zamanla seyrekleşir.
Aynı seviye, başka dil
B2 basamağı CEFR ölçeğinin bir parçası ve bu ölçek Almanca, Fransızca, İspanyolca ile İtalyanca'da da aynı işler. Uygulamadaki dil havuzları A1'den B2'ye kadar 3.650'şer kelime içeriyor; isimler artikelleriyle, her kelime örnek cümlesiyle.
Başlangıç listeleri: Almanca A1, Fransızca A1, İspanyolca A1, İtalyanca A1. Oyunlarla çalışmak istersen Almanca, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca oyun sayfalarına bakabilirsin.