Ana Sayfa›YDS Kelimeleri›YDS Zarf Listesi
YDS / YÖKDİL

YDS Zarf Listesi

YDS ve YÖKDİL'de sık karşılaşılan 177 zarf içinden en sık kullanılan 100'ü; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.

En sık 100 zarförnek cümleliücretsiz

Zarflar listedeki en küçük grup ama cümlenin anlamını değiştiren kelimeler çoğu zaman onlar. Hardly, scarcely, hitherto, invariably gibi bir zarfı yanlış okuduğunda cümlenin tamamı tersine döner.

Aşağıda sınavda sık geçen 177 zarf içinden en sık kullanılan 100'ü var; Türkçe karşılıkları ve örnek cümleleriyle.

Zarflarda dikkat Olumsuzluk taşıyan zarflar (hardly, scarcely, barely, rarely) cümleyi tek başına olumsuz yapar; yanlarında ayrıca not aranmaz. Bağlaç görevi gören zarflar (hence, thereupon, nonetheless) ise paragraf sorularında metnin nereye gittiğini gösterir.

En sık kullanılan 100 zarf 100 / 177 zarf

#İngilizceTürkçeÖrnek cümle
1abroadyurt dışında, yurt dışına, gurbetteShe studied abroad for two years.
İki yıl yurt dışında eğitim gördü.
2absolutelykesinlikleThe movie was absolutely amazing.
Film kesinlikle inanılmazdı.
3accidentallykazara, yanlışlıkla, istemedenShe accidentally deleted the important file, causing a delay in the project.
Önemli bir dosyayı yanlışlıkla silerek projenin gecikmesine neden oldu.
4accordingly(buna) uygun olarak, uygun şekildeThe weather forecast predicts heavy rain tomorrow, so we should plan our trip accordingly.
Hava tahminleri yarın şiddetli yağmur öngörüyor, bu nedenle seyahatimizi buna göre planlamalıyız.
5afterwardsardından, daha sonra, sonrasındaHe apologized afterwards for his rude behavior during the meeting.
Toplantıdaki kaba davranışı için daha sonra özür diledi.
6aheadönde, ileride, ileriyeShe walked ahead of me.
Benden önde yürüdü.
7annuallyyıllık olarak, her yıl, senelikThe company reviews employee performance annually to determine promotions and raises.
Şirket, terfi ve zamları belirlemek için çalışanların performansını yıllık olarak gözden geçirir.
8apparentlygörünüşe göre, anlaşılan, belli kiApparently, the scheduled meeting was canceled yesterday.
Görünüşe göre planlanmış toplantı dün iptal edilmiş.
9approximatelyyaklaşık olarakThe meeting will last approximately two hours.
Toplantı yaklaşık iki saat sürecek.
10backwardsgeri, geriye, tersineShe took a step backwards to avoid tripping over the chair.
Ayak takılıp düşmemek için bir adım geri gitti.
11barelyneredeyse, zar zor, ancakThe team barely managed to finish the project before the deadline.
Ekip projeyi son teslim tarihinden önce zar zor bitirmeyi başardı.
12basicallytemelde, esasen, aslındaHe basically said no to the idea although he didn't give a clear explanation.
Temelde fikre hayır dedi ancak net bir açıklama yapmadı.
13beneathaltında, altınaA small stream runs beneath the road.
Yolun altından küçük bir dere geçiyor.
14brieflykısaca, özetle, kısa süreliShe briefly explained the project's objectives before the meeting started.
Toplantı başlamadan önce projenin hedeflerini kısaca anlattı.
15certainlykesinlikle, muhakkakShe is certainly a very polite person.
O kesinlikle çok kibar bir insandır.
16clearlyaçık bir biçimde, şüphesizThe teacher interpreted the instructions clearly.
Öğretmen talimatları açık bir biçimde yorumladı.
17commonlyyaygın olarak, genellikleThe phrase is commonly misunderstood by many people.
Bu ifade birçok kişi tarafından genellikle yanlış anlaşılır.
18completelytamamen, tümüyleHe was completely confused after hearing the news.
Haberleri duyduktan sonra kafası tamamen karıştı.
19considerablyönemli ölçüde, oldukçaHer English has improved considerably since she moved to London.
Londra'ya taşındığından beri İngilizcesi önemli ölçüde gelişti.
20consistentlysürekli olarak, tutarlı bir şekildeShe has performed consistently well throughout her career.
Kariyeri boyunca istikrarlı bir şekilde iyi performans gösterdi.
21constantlysürekli olarak, devamlıShe checks her phone constantly, as if she was expecting something.
O, sanki bir şey bekliyormuş gibi, telefonunu sürekli kontrol ediyor.
22continuouslysürekli olarak, durmadanThe machine ran continuously for two days.
Makine iki gün boyunca durmadan çalıştı.
23currentlyhalen, şu andaShe is currently studying at a university in London.
Şu anda Londra'da bir üniversitede okuyor.
24definitelykesinlikle, mutlakaI will definitely call you tomorrow.
Yarın seni kesinlikle arayacağım.
25deliberatelykasıtlı olarak, bilerekThey deliberately ignored the warning signs.
Uyarı işaretlerini bilerek görmezden geldiler.
26equallyeşit bir şekilde, aynı derecedeAll students should be treated equally and fairly.
Tüm öğrencilere eşit ve adilce davranılmalı.
27especiallyözellikle, heleThe movie was good, especially the ending.
Film iyiydi, özellikle sonu.
28essentiallyesas olarak, özündeThe two ideas are essentially the same, there's no need for you to argue.
İki fikir de özünde aynı, tartışmanıza gerek yok.
29evenbile, hattaEven the youngest child understood the rule.
En küçük çocuk bile kuralı anladı.
30eventuallysonunda, nihayetindeEventually, he understood the problem and found a solution to solve it.
Sonunda, problemi anladı ve onu çözmek için bir çözüm buldu.
31exclusivelyözellikle, yalnızca, sadeceThe new program is designed exclusively for high-achieving students, offering them advanced learning opportunities.
Yeni program sadece yüksek başarılı öğrenciler için tasarlanmış olup onlara ileri düzeyde öğrenme fırsatları sunmaktadır.
32extremelyson derece, çokShe is extremely talented in playing the guitar.
Gitar çalmada son derece yetenekli.
33fairlyoldukça, adil bir şekilde, dürüstçeThe test was fairly easy, and most students completed it within the given time.
Sınav oldukça kolaydı ve çoğu öğrenci verilen sürede tamamladı.
34formerlyönceden, eskidenShe's a housewife now but she was formerly known as a talented singer.
Şu anda ev hanımı ama eskiden yetenekli bir şarkıcı olarak tanınıyordu.
35franklyaçıkça, açık açıkShe spoke frankly about the challenges of balancing a demanding career with her personal life, earning respect from her peers.
Zorlu bir kariyeri özel hayatıyla dengelemenin zorlukları hakkında açık yüreklilikle konuştu ve akranlarının saygısını kazandı.
36frequentlysık sık, çoğunlukla, devamlıWe meet frequently to discuss the project, and we come up with new ideas.
Projeyi tartışmak için sık sık bir araya geliriz, ve birlikte yeni fikirler üretiriz.
37furthermoreayrıca, üstelikThe evidence is weak; furthermore, it's unreliable.
Kanıtlar zayıf; ayrıca güvenilir değil.
38generallygenellikle, çoğunlukla, genel olarakGenerally, people enjoy the holidays, because it's a time to relax.
Genellikle insanlar tatillerden hoşlanır çünkü bu dinlenmenin zamanıdır.
39graduallyyavaş yavaş, kademeli olarakThe economy is gradually recovering after the crisis.
Ekonomi, krizden sonra yavaş yavaş toparlanıyor.
40hardlyzar zor, nadirenI hardly ever eat fast food because I prefer homecooked meals.
Neredeyse hiç fast food yemem çünkü evde pişirilmiş yemekleri tercih ederim.
41hencebu nedenle, bundan dolayıShe has always been a talented artist, hence the high demand for her paintings.
Her zaman yetenekli bir sanatçı olmuştur, bu nedenle resimlerine olan talep yüksektir.
42highlyson derece, şiddetle, çokThis book is highly recommended by many readers for its compelling storyline.
Bu kitap, sürükleyici hikâyesi nedeniyle birçok okuyucu tarafından şiddetle tavsiye edilir.
43howeverancak, bununla birlikte, yine de; her nasılThe test was difficult; however, I passed.
Sınav zordu; ancak geçtim.
44likewiseaynı şekildeThe first project was successful; likewise, the second also achieved its goals.
İlk proje başarılı oldu; aynı şekilde ikinci proje de hedeflerine ulaştı.
45literallykelimenin tam anlamıyla, gerçektenI literally jumped out of my seat when I saw who was at the door.
Kapıda kimin olduğunu gördüğümde kelimenin tam anlamıyla yerimden fırladım.
46mainlyağırlıklı olarak, başlıca, çoğunlukla, esasenThe movie is mainly for children, and there is a lot of humor in it.
Film ağırlıklı olarak çocuklar içindir ve bolca mizah vardır.
47meantimebu arada, o sırada (in the meantime: bu arada)The doctor will arrive soon; meantime, please wait in the hall.
Doktor yakında gelecek; bu arada lütfen salonda bekleyin.
48meanwhilebu arada, o esnadaShe was drinking tea; meanwhile, it was raining outside.
Çay içiyordu; bu sırada dışarıda yağmur yağıyordu.
49merelyyalnızca, sadeceHe wasn't angry; he was merely surprised by her unexpected arrival.
Kızgın değildi; sadece onun beklenmedik gelişine şaşırmıştı.
50moreoverüstelik, dahasıHe is an excellent singer; moreover, his acting skills are unmatchable.
O mükemmel bir şarkıcı; ayrıca oyunculuk yeteneği de eşsiz.
#İngilizceTürkçeÖrnek cümle
51mostlyçoğunlukla, geneldeShe mostly enjoys reading books in the evening.
O, akşamları çoğunlukla kitap okumaktan hoşlanır.
52namelyyani, şöyle kiThe report identified the main challenges, namely, lack of funding and inadequate staffing.
Rapor, finansman eksikliği ve personel yetersizliği gibi temel zorlukları tespit etti.
53nearlyhemen hemen, yaklaşık olarak, neredeyseIt's nearly impossible to finish this project in two days.
Bu projeyi iki günde bitirmek neredeyse imkânsız.
54neverthelessyine de, buna rağmenThe team was inexperienced; nevertheless, they won the match.
Takım tecrübesizdi; yine de maçı kazandılar.
55nonethelessyine de, bununla birlikteThe weather was harsh; nonetheless, the team continued their trek to the summit.
Hava sertti; yine de ekip zirveye doğru yürüyüşüne devam etti.
56notablyoldukça, başta olmak üzere, özellikleThe project was a success, notably because of the team's dedication and hard work.
Proje, özellikle ekibin özverisi ve sıkı çalışması sayesinde başarılı oldu.
57occasionallyara sıra, bazen, nadirenThey occasionally go out to take a walk near the river.
Ara sıra nehrin yakınında yürüyüşe çıkarlar.
58officiallyresmen, resmî olarakThe bridge was officially opened last Friday.
Köprü geçen cuma resmen açıldı.
59originallyaslen, aslında, başlangıçtaThis dish is originally from Spain which is known for its traditional ingredients.
Bu yemek aslen geleneksel malzemeleriyle bilinen İspanya'dan gelmektedir.
60overseasdenizaşırı, yurt dışıHe wants to study overseas to gain international experience for his occupation.
Mesleği için uluslararası deneyim kazanmak amacıyla yurt dışında eğitim almak istiyor.
61partiallykısmen, sınırlı olarakThe project was only partially completed due to unexpected delays in the supply chain and labor shortages.
Tedarik zincirindeki beklenmedik gecikmeler ve işgücü sıkıntısı nedeniyle proje ancak kısmen tamamlanabildi.
62particularlyözellikle, bilhassaI particularly enjoyed the dessert because it was rich in flavor.
Özellikle tatlıyı çok beğendim çünkü zengin bir lezzete sahipti.
63partlykısmen, bir dereceye kadarThe project was partly funded by the government.
Proje, kısmen hükümet tarafından finanse edildi.
64permanentlykalıcı olarakThe design changes for the website will be implemented permanently.
Web sitesi için yapılan tasarım değişiklikleri kalıcı olarak uygulanacaktır.
65personallyşahsen, bizzat, kişisel olarakShe handled the issue personally, and it was resolved effectively.
Konuyu şahsen ele aldı ve etkin bir şekilde çözüme kavuşturdu.
66potentiallypotansiyel olarakShe is potentially the best candidate for the barista position at the cafe.
Kafedeki barista pozisyonu için potansiyel olarak en iyi adaydır.
67practicallyneredeyse; pratikteThe hall was practically empty at eight.
Salon sekizde neredeyse boştu.
68presumablygaliba, tahminen, belkiPresumably, the delay in the project is due to unforeseen technical challenges that have yet to be resolved.
Galiba projedeki gecikme, henüz çözülmemiş olan öngörülemeyen teknik zorluklardan kaynaklanmaktadır.
69primarilyöncelikle, başlıcaOur company's revenue comes primarily from online sales which is why social media is so important.
Şirketimizin geliri öncelikle çevrimiçi satışlardan geliyor, bu yüzden sosyal medya çok önemli.
70privatelyözel olarak, gizliceHe privately admitted that he was wrong.
Yanıldığını özel olarak kabul etti.
71probablymuhtemelen, galiba, olasılıklaIt's probably going to snow tomorrow.
Yarın muhtemelen kar yağacak.
72properlydüzgünce, düzgün bir şekildeThe machine is not working properly, and it needs immediate repair.
Makine düzgün çalışmıyor ve hemen onarım gerektiriyor.
73publiclyalenen, herkesin önündeThe minister publicly apologised for the delay.
Bakan gecikme için alenen özür diledi.
74rarelynadiren, seyrek olarakThey rarely visit their hometown, perhaps only once or twice a year.
Memleketlerini nadiren, hatta belki yılda bir veya iki kez ziyaret ederler.
75ratheroldukça, daha çokThe weather is rather cold for this time of year.
Yılın bu mevsimine göre hava oldukça soğuk.
76reasonablymakul bir şekilde, oldukça, mantıklı olarakShe was reasonably confident about her chances of success for the competition.
Yarışmada başarılı olma şansı konusunda oldukça emindi.
77recentlyson zamanlarda, yeni, geçenlerdeI've been very busy recently with work and studies.
Son zamanlarda işle ve derslerle çok meşgulüm.
78regularlydüzenli olarak, belli aralıklarlaThe trains run regularly every 30 minutes.
Trenler her 30 dakikada bir düzenli olarak çalışır.
79relativelynispeten, göreceli olarakStudents have found the exam relatively easy.
Öğrenciler sınavı nispeten kolay buldular.
80reportedlybildirdiğine göre, söylendiğine göreThe politician has reportedly been involved in secret negotiations to resolve the ongoing conflict.
Siyasetçinin, devam eden çatışmayı çözmek için gizli görüşmelerde bulunduğu bildiriliyor.
81roughlykabaca, yaklaşık olarakThe project will take roughly two months to complete, way before the deadline.
Projenin tamamlanması yaklaşık olarak iki ay sürecek, teslim tarihinden çok daha önce.
82similarlybenzer şekildeThe two recipes are similarly easy to follow, and both use common ingredients.
İki tarifi de uygulamak benzer şekilde kolaydır ve ikisinde de yaygın malzemeler kullanılır.
83slightlybiraz, hafifçe, azıcıkThe car moved slightly to the left to give way to the pedestrians.
Araba, yayalara yol vermek için biraz sola kaydı.
84solelysadece, yalnızca, sırfThe project's success depends solely on the team's ability to meet the tight deadlines.
Projenin başarısı yalnızca ekibin sıkı teslim tarihlerine uyma becerisine bağlı.
85somehowbir şekildeI don't know how but she somehow managed to complete the project on time.
Nasıl oldu bilmiyorum ama bir şekilde projeyi zamanında tamamlamayı başardı.
86somewhatbiraz, bir dereceye kadarThe movie was somewhat entertaining but not exceptional.
Film biraz eğlenceliydi ama olağanüstü değildi.
87somewherebir yerI left my keys somewhere in the living room.
Anahtarlarımı oturma odasında bir yerde bıraktım.
88speciallyözellikle, özel olarakThis cake was specially made for you.
Bu pasta özel olarak senin için yapıldı.
89straightdüz, dosdoğru, dümdüzGo straight down this road until you see the park.
Parkı görene kadar, bu yolda dümdüz gidin.
90subsequentlysonrasında, ardındanShe graduated from university and subsequently started her own business.
Üniversiteden mezun oldu ve ardından kendi işini kurdu.
91suddenlyaniden, birdenbireHe suddenly stopped speaking and looked at the door.
Aniden konuşmayı kesti ve kapıya baktı.
92surelyelbette, kesinlikleThe work will surely be completed on time if everyone continues to focus on it.
İş, herkes dikkatini vermeye devam ederse kesinlikle zamanında tamamlanacak.
93therebybu sayede, dolayısıylaShe completed the project ahead of schedule, thereby impressing her supervisors and securing a promotion.
Projeyi planlanandan önce tamamladı, böylece amirlerini etkiledi ve terfi aldı.
94thereforebu yüzden, bu nedenleHe was late; therefore, he missed the meeting.
Geç kaldı; bu yüzden toplantıyı kaçırdı.
95thoroughlytamamen, detaylı bir şekildePlease read the instructions thoroughly before starting the experiment.
Lütfen deneyi başlatmadan önce talimatları tamamen okuyun.
96thusböylece, bu nedenleThe project was poorly planned; thus, it faced many issues.
Proje kötü planlanmıştı, bu nedenle birçok sorunla karşı karşıya kaldı.
97totallytamamen, bütünüyleThe house is totally different now, after all the renovations and changes.
Ev şimdi tamamen farklı, tüm yenilemeler ve değişikliklerden sonra.
98virtuallyneredeyse, hemen hemenThe old town is virtually unchanged.
Eski şehir neredeyse hiç değişmemiş.
99welliyi, iyi biçimdeShe speaks three languages very well.
Üç dili çok iyi konuşuyor.
100whatsoeverherhangi, ne olursa olsunHe has no interest whatsoever in attending the meeting scheduled for tomorrow.
Yarın yapılması planlanan toplantıya katılmaya hiçbir ilgisi yok.

Sonraki adım

Sınava mı hazırlanıyorsun? 30 günlük YDS kelime planı her gün hangi kelime türünü çalışacağını gösteriyor.

Zarflar hızlı biter; ardından sıfat listesine ya da fiillere geçebilirsin.